Muhtemel Bir Türk Yapay Zeka Kanunu Bakımından İtalyan Yasa Koyucunun Bakış Açısının Analizi
Av. Asutay Duhan Meydan
Yapay Zekâ Hukuku ve Teknoloji Politikaları
İtalya’nın 23 Eylül 2025 tarihli ve 132 sayılı Yapay Zekâ Kanunu, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü’nü tekrar eden genel bir çerçeve kurmak yerine, İtalyan hukuk sisteminde yapay zekâ kullanımının doğrudan sorun yaratabileceği belirli alanlara müdahale etmektedir. Kanunun mesleklerin icrası, yargısal faaliyet, eğitim verileri, telif hakkı ve deepfake içerikler hakkındaki hükümleri, Türkiye bakımından da incelenmeye değer somut bir model oluşturmaktadır. İtalyan Kanunu 10 Ekim 2025’te yürürlüğe girmiş ve hükümlerinin EU AI Act’e uygun şekilde yorumlanması öngörülmüştür.
Türkiye’de ise bütün sektörleri kapsayan yatay ve yürürlüğe girmiş bir yapay zekâ kanunu henüz bulunmamaktadır. 24 Haziran 2024 tarihli Yapay Zekâ Kanun Teklifi hâlen komisyon aşamasındadır. TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonunun 2026 yılında açıkladığı yaklaşım ise risk temelli düzenleme, etik standartlar, kurumsal koordinasyon ve inovasyonu engellemeyen güvenli bir ekosistem kurulması yönündedir. Bu nedenle İtalyan düzenlemesindeki beş hüküm, Türkiye’nin gelecekteki yapay zekâ mevzuatında doğrudan kopyalanacak kurallardan ziyade, Türk hukuk sistemine uyarlanabilecek yapısal öneriler olarak değerlendirilmelidir.
1. Eğitim verileri için özel dava ve koruma rejimi
İtalyan Kanunu’nun 16. maddesi, yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanılan veriler, algoritmalar ve matematiksel yöntemler hakkında bütüncül bir hukuki rejim kurulması için hükûmete düzenleme yetkisi vermektedir. Maddenin en dikkat çekici tarafı, yalnızca veri kullanımının şartlarının belirlenmesini değil; ihlal hâlinde tazminat, önleyici ve durdurucu tedbirler ile yaptırım mekanizmalarının oluşturulmasını ve uyuşmazlıkların ihtisaslaşmış mahkeme bölümlerinde görülmesini öngörmesidir.
Bu yaklaşım Türkiye bakımından son derece uygundur. Bugün bir eserin, kişisel verinin, ticari sırrın veya veri tabanının model eğitiminde kullanılması hâlinde hukuki değerlendirme; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, KVKK, Türk Ticaret Kanunu, haksız fiil hükümleri ve sözleşme hukuku arasında parçalanmaktadır. Hak sahibi hangi hukuki sebebe dayanacağını, hangi mahkemeye başvuracağını ve modelin eğitilmiş olması nedeniyle hangi tedbirin fiilen uygulanabileceğini çoğu zaman önceden öngörememektedir.
Türk yapay zekâ kanununda eğitim verilerine özgü bir bölüm oluşturulması; veri kaynağının belgelendirilmesi, lisans ve hak saklı tutma mekanizmaları, kişisel verilerin işlenme şartları, hukuka aykırı veri setlerinin modelden çıkarılması ve hak sahiplerinin bilgi alma yetkileri bakımından hukuki belirlilik sağlayabilir. Hak sahibine yalnızca para tazminatı değil, eğitimin durdurulması, veri setinin kullanılmasının önlenmesi, ilgili verilerin silinmesi veya belirli bir model sürümünün piyasaya sunulmasının geçici olarak engellenmesi gibi etkili koruma araçları tanınmalıdır.
Bununla birlikte İtalya’daki “işletme mahkemesi” modelinin Türkiye’ye aynen alınması yerine, uyuşmazlığın niteliğine göre fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasında uzmanlaşmış bir görev sistemi kurulması daha uygun olabilir. En önemli fayda, AI eğitiminin bugün var olan hukuk dalları arasında kaybolan bir teknik süreç olmaktan çıkarılarak, dava ve tedbir rejimi açıkça belirlenmiş bir hukuki faaliyet hâline gelmesidir.
2. Meslek mensuplarının AI kullanımını açıklaması
İtalyan Kanunu’nun 13. maddesi, fikrî ve profesyonel mesleklerde yapay zekânın yalnızca araçsal ve destekleyici işlerde kullanılmasını; hizmetin merkezinde meslek mensubunun fikrî emeğinin kalmasını öngörmektedir. Ayrıca güven ilişkisinin korunması amacıyla kullanılan AI sistemleri hakkında hizmet alıcısına açık, sade ve kapsamlı bilgi verilmesi zorunlu tutulmaktadır.
Bu düzenleme Türkiye’de özellikle avukatlık, hekimlik, mali müşavirlik, mühendislik ve akademik danışmanlık bakımından önemli bir hukuki fayda yaratabilir. Yapay zekâ kullanımının bütünüyle yasaklanması gerçekçi olmadığı gibi, kullanımın tamamen meslek mensubunun takdirine bırakılması da sır saklama, kişisel veri güvenliği, mesleki özen ve hizmetin niteliği açısından sorunludur.
Örneğin bir avukatın müvekkile ait belgeleri haricî bir yapay zekâ sistemine yüklemesi, yalnızca teknolojik bir tercih değildir. Avukatlık sırrı, kişisel verilerin aktarılması, sistem çıktısının doğrulanması ve hatalı hukuki görüş nedeniyle sorumluluk gibi sonuçlar doğurabilir. Müvekkilin, dosyasının yapay zekâ aracılığıyla işlendiğini belirli koşullarda bilmesi güven ilişkisinin doğal bir parçasıdır.
Ancak Türkiye’de getirilecek açıklama yükümlülüğü ölçülü olmalıdır. Yazım denetimi veya biçimlendirme gibi tali kullanımların her defasında açıklanması yerine; kişisel verilerin sisteme aktarılması, hukuki veya mesleki değerlendirmenin oluşturulması, karar önerisi verilmesi ya da hizmetin önemli bölümünün AI yardımıyla hazırlanması gibi maddi kullanımlar bakımından bilgilendirme zorunluluğu getirilmelidir. Böyle bir hüküm, AI kullanımını engellemekten çok, meslek mensubunun insan denetimi ve nihai sorumluluğunun ortadan kalkmadığını netleştirecektir.
3. Yargısal karar yetkisinin insanda kalması
İtalyan Kanunu’nun 15. maddesi; hukukun yorumlanması ve uygulanması, vakıa ve delillerin değerlendirilmesi ile yargısal kararın verilmesine ilişkin yetkinin daima hâkime ait olduğunu açıkça düzenlemektedir. Yapay zekâ, adalet hizmetlerinin organizasyonu, işlerin sadeleştirilmesi ve yardımcı idari faaliyetlerde kullanılabilmekte; ancak yargısal iradenin yerine geçememektedir. Madde ayrıca hâkimler ve adliye personeli için yapay zekâ eğitimi öngörmektedir.
Bu hüküm Türkiye’nin anayasal yargı sistemiyle yüksek ölçüde uyumludur. Yapay zekâ; dosyaların sınıflandırılması, benzer kararların bulunması, sürelerin takip edilmesi, anonimleştirme, tutanak çözümleme ve iş yükünün yönetilmesinde ciddi fayda sağlayabilir. Buna karşılık delilin güvenilirliği, tanık beyanının değerlendirilmesi, hukuki nitelendirme ve hükmün kurulması algoritmaya bırakılamaz.
Türk yapay zekâ kanununda yalnızca “son karar insana aittir” denilmesi yeterli olmayacaktır. Hâkimin sistemin önerisini fiilen ve gerekçeli biçimde değerlendirebilmesi, kullanılan modelin hata oranlarını ve sınırlarını bilmesi, tarafların AI destekli bir analiz kullanıldığından haberdar olması ve gerektiğinde sistemin karara etkisini tartışabilmesi gerekir. Aksi hâlde hâkim kararı görünüşte vermiş olsa bile, algoritmik öneri fiilen belirleyici hâle gelebilir.
Bu düzenlemenin hukuki faydası, yargıda teknolojiyi yasaklamadan hâkimin bağımsız değerlendirme alanını koruması; aynı zamanda AI kullanımını denetlenebilir, kayıt altına alınabilir ve taraflarca tartışılabilir hâle getirmesidir.
4. AI destekli eserlerde insan fikrî emeği
İtalyan Kanunu’nun 25. maddesi, telif korumasını “insan fikrî eserine” bağlamakta; yapay zekâ yardımıyla oluşturulan bir ürünün ancak yazarın fikrî emeğinin sonucu olması hâlinde korunacağını kabul etmektedir. Madde ayrıca hukuka uygun şekilde erişilen eser ve veri tabanlarında metin ve veri madenciliğini mevcut telif istisneleri çerçevesinde ele almaktadır.
Bu yaklaşım Türk telif hukukuna aktarılmaya elverişlidir. Çünkü yapay zekâ çıktılarının tamamını korumasız bırakmak, AI’yi yaratıcı bir araç olarak kullanan gerçek kişilerin emeğini yok sayabilir. Buna karşılık yalnızca kısa bir komut giren kişiye, modelin ürettiği her çıktı üzerinde otomatik telif hakkı tanınması da eser sahipliği kavramını aşırı genişletir.
Türk hukukunda belirleyici ölçüt; insanın seçimleri, düzenlemeleri, tekrarları, yaratıcı yönlendirmeleri ve nihai ürüne yansıyan kişisel fikrî katkısı olmalıdır. Mahkeme, yalnızca “AI kullanıldı mı?” sorusunu değil, insanın ürün üzerinde yaratıcı hâkimiyet kurup kurmadığını incelemelidir.
Böyle bir düzenleme, yaratıcı sektörlerde eser sahipliği tartışmasını azaltır; yayıncılar, sanatçılar, yazılımcılar ve içerik üreticileri bakımından sözleşmelerin daha öngörülebilir kurulmasını sağlar. Bununla birlikte çıktıların korunması ile eğitim verilerinin hukuka uygunluğu birbirinden ayrılmalıdır. Bir çıktının insan katkısı nedeniyle telif koruması kazanması, modelin eğitiminde kullanılan eserlerin hukuka uygun biçimde elde edildiği anlamına gelmez.
5. Deepfake içerikler için bağımsız suç düzenlemesi
İtalyan Kanunu’nun 26. maddesi, rıza olmaksızın AI ile sahteleştirilmiş veya değiştirilmiş görüntü, video ya da sesleri, gerçekliği konusunda yanıltmaya elverişli biçimde yayarak kişiye haksız zarar verilmesini bağımsız bir suç olarak düzenlemektedir. Bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngören hüküm, ayrıca yapay zekânın sinsi bir araç oluşturması, savunmayı zorlaştırması veya suçun sonuçlarını ağırlaştırması hâllerinde genel bir ağırlaştırıcı neden kabul etmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nda özel hayatın gizliliği, kişisel veriler, hakaret, tehdit, şantaj, müstehcenlik ve çocukların cinsel istismarıyla bağlantılı hükümler bulunmaktadır. Ancak deepfake içerik, her somut olayda bu suç tiplerinden birine kolaylıkla yerleştirilemeyebilir. Özellikle tamamen sentetik bir ses veya görüntünün “gerçek bir kayıt” olmaması, mevcut suçların maddi unsurları bakımından tartışma yaratabilir.
Bu nedenle Türkiye’de bağımsız bir deepfake suçunun düzenlenmesi önemli bir boşluğu doldurabilir. Ancak suç yalnızca içeriğin AI ile üretilmesine bağlanmamalıdır. Rızasız yayma, kişiyi belirlenebilir hâle getirme, aldatmaya elverişlilik ve somut ya da ciddi zarar tehlikesi gibi unsurlar açıkça aranmalıdır. Sanatsal ifade, parodi, kamu yararına gazetecilik ve açık biçimde belirtilen kurgu içerikler için de ifade özgürlüğünü koruyan sınırlar belirlenmelidir.
Düzenleme özellikle rıza dışı cinsel görüntüler, seçim süreçlerini etkileyen sahte kayıtlar, sahte delil üretimi ve dolandırıcılık amaçlı ses klonlama bakımından etkili bir koruma sağlayabilir. Hukuki fayda yalnızca cezalandırma değildir; suçun açıkça tanımlanması, platformların bildirim ve delil koruma süreçlerini geliştirmesine, kolluk birimlerinin uzmanlaşmasına ve mağdurların daha hızlı koruma tedbirlerine ulaşmasına da katkı sağlayacaktır.
Sonuç
İtalyan Kanunu’nun bu beş hükmü, Türkiye için tek parça hâlinde alınması gereken bir model değil; farklı hukuk dallarında yaşanan somut boşluklara verilen pratik cevaplar bütünüdür.
Türkiye bakımından en değerli yaklaşım, EU AI Act’in geniş ve risk temelli sistematiğini tekrar etmek yerine, ulusal hukukta çözülmesi gereken alanları açıkça belirlemektir. Eğitim verileri için tazminat ve tedbir rejimi, profesyonel AI kullanımında şeffaflık, yargısal karar yetkisinin insanda kalması, telif korumasında anlamlı insan katkısı ve deepfake içeriklere özgü bir suç tipi; Türk hukuk sisteminde AI kullanımının yol açtığı belirsizlikleri önemli ölçüde azaltabilir.
Bununla birlikte düzenlemenin amacı teknolojiyi cezalandırmak değil, sorumluluğu görünür hâle getirmek olmalıdır. İyi hazırlanmış bir Türk yapay zekâ kanunu; kullanıcıyı korurken inovasyonu engellemeyen, meslek mensubunun sorumluluğunu sürdürürken teknolojik verimliliğe izin veren ve yapay zekâyı insan kararının yerine değil, denetlenebilir bir destek aracı olarak konumlandıran bir sistem kurmalıdır.
İtalya örneğinin Türkiye’ye verdiği temel ders şudur:
Etkili bir yapay zekâ kanunu, yapay zekânın ne olduğunu uzun uzun tanımlamakla değil; veri, eser, karar, mesleki sorumluluk ve insan onuru zarar gördüğünde kimin, hangi ölçüde ve hangi hukuki yolla sorumlu olacağını açıklamakla değer kazanır.