İçeriğe geç
Eylül 5, 2026 · Türkçe

Suno ve Türk Telif Hukuku: Plak Şirketleri Açısından Olası Hukuki Talepler

Suno ve Türk Telif Hukuku: Plak Şirketleri Açısından Olası Hukuki Talepler

FSEK m.80, m.76 ve m.68 Çerçevesinde Yapay Zeka ile Müzik Üreten Platformların Hukuki Sorumluluğu

Av. Asutay Duhan Meydan
Meydan AI & Tech Law
5 Eylül 2026

Suno telif hukuku bakımından Türk hukukunda henüz sınırları yargı kararlarıyla çizilmemiş yeni bir uyuşmazlık alanı ortaya çıkarmaktadır.

Suno Türkiye telif davası bakımından yakın gelecekte Türk fikri mülkiyet hukukunun en önemli tartışma alanlarından biri haline gelebilir. Suno’ya karşı ABD, Almanya ve Kanada başta olmak üzere farklı ülkelerde açılan davalar artık yalnızca telif hakkıyla korunan eserlerin yapay zeka modellerinin eğitiminde kullanılmasını değil; eğitim verilerinin nasıl elde edildiğini, fonogram yapımcısının haklarını, teknolojik koruma önlemlerini ve yapay zeka tarafından oluşturulan çıktıların hukuki niteliğini de tartışmaya açmaktadır.

Suno aleyhine açılan davalarda bugün gelinen noktada asıl dikkat çekici olan, dava sayısındaki artıştan ziyade uyuşmazlığın hukuki çerçevesinin değişmesidir.

2024 yılında büyük plak şirketlerinin Suno’ya karşı ABD’de başlattığı süreç, esasen oldukça tanıdık bir telif hakkı iddiasıyla başlamıştı: Telif hakkıyla korunan ses kayıtları, hak sahiplerinden izin alınmaksızın yapay zeka modelinin eğitiminde çoğaltılmış mıydı?

İki yıl içerisinde dosyanın kapsamı bunun çok ötesine geçti.

UMG, Capitol Records ve Sony Music Entertainment tarafından Massachusetts’te yürütülen davanın keşif aşamasında Suno’nun eğitim verilerini nasıl elde ettiği de tartışmanın merkezine yerleşti. Mahkeme kayıtlarına göre Suno, ses dosyalarını YouTube’dan indirdiğini ve bunun için YT-DL ve YT-DLP gibi açık kaynaklı araçlardan yararlandığını açıkladı. Davacılar bunun üzerine YouTube’un dosyalara doğrudan erişimi engelleyen teknik mekanizmasının aşıldığını ileri sürerek DMCA kapsamında ayrıca teknolojik koruma önlemlerinin aşılması iddiasını dosyaya eklemek istedi. Mahkeme 18 Ağustos 2026 tarihli kararında bu iddianın en azından yargılamaya devam etmeye elverişli olduğunu kabul etti; ancak teknik önlemin gerçekten kanun anlamında etkili bir erişim kontrolü olup olmadığına ilişkin nihai değerlendirmeyi delillerin toplanacağı sonraki aşamaya bıraktı.

Round Hill Music’in 17 Ağustos 2026’da Suno ve Bright Data aleyhine açtığı dava da aynı değişimi gösteriyor. Dava yalnızca izinsiz çoğaltmaya değil; katkıda bulunarak ihlal, teknolojik koruma önlemlerinin aşılması ve telif hakkı yönetim bilgilerinin kaldırılması veya değiştirilmesi iddialarına da dayanıyor. Gerencia 360 Music de 31 Ağustos’ta Suno ve Bright Data’ya karşı ayrı bir telif davası açtı.

Kanada’da SOCAN’ın 2 Eylül 2026’da açtığı dava ise başka bir noktaya yoğunlaşıyor: Suno tarafından oluşturulan ve kamuya sunulan çıktıların SOCAN repertuvarındaki müzik eserlerini yeniden üretmesi ve bunların platform üzerinden dinletilmesi.

Aynı hafta David Lowery, Jason Isbell ve diğer sanatçılar tarafından Massachusetts’te açılan dava telif hakkından da farklı bir hat oluşturdu. Bu defa uyuşmazlığın merkezinde ses kaydının mülkiyeti değil, sanatçının adı, sesi, icra karakteri ve kişisel kimliğinin ticari olarak kullanılması bulunuyor.

Bütün bunların yanında 31 Temmuz 2026 tarihli GEMA v. Suno kararı, Avrupa açısından şimdilik en önemli gelişmedir. Münih I Eyalet Mahkemesi, GEMA’nın durdurma, bilgi verme ve tazminat taleplerini büyük ölçüde kabul etti. Mahkeme, dava konusu altı müzik eserinin Suno’nun belirli model sürümlerinde yeniden üretilebilir biçimde “ezberlenmiş” olmasını çoğaltma hakkı bakımından önem taşıyan bir kullanım olarak değerlendirdi ve oluşturulan bazı çıktıların da korunan eser unsurlarını yeniden ürettiği sonucuna vardı. Karar henüz kesinleşmiş değildir; buna rağmen yapay zeka müzik sistemlerine ilişkin ilk kapsamlı esas kararlarından biri olması nedeniyle önemlidir.

Dolayısıyla bugün Suno uyuşmazlığını yalnızca “yapay zeka eğitimi telif hakkını ihlal eder mi?” sorusuyla açıklamak mümkün değildir. En az dört ayrı fiil birbirinden ayrılmalıdır:

verinin elde edilmesi, modelin eğitilmesi, model içerisinde korunan unsurların tutulması veya ezberlenmesi ve kullanıcılara sunulan çıktılar.

Türkiye’de açılacak bir davanın da aynı ayrımı yapması gerekir.


Türkiye’de davayı kim açmalı?

Bir Türk plak şirketinin Suno’ya karşı açacağı davada ilk hata, davacıyı otomatik olarak “şarkıların telif hakkı sahibi” olarak göstermektir.

Bir müzik kaydında birden fazla hak katmanı vardır.

Müzik eserinin bestecisi ve söz yazarı başka bir hak sahibidir; icracı sanatçının bağlantılı hakları ayrıdır; kaydın ilk tespitini gerçekleştiren fonogram yapımcısının hakkı ise ayrıca korunur.

Plak şirketi bakımından en sağlam başlangıç noktası çoğu durumda FSEK m.80 kapsamında fonogram yapımcısı sıfatıdır.

Kanun, sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcısına, fonogramın doğrudan veya dolaylı çoğaltılmasına, dağıtılmasına ve işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletilmesine ilişkin münhasır yetkiler tanımaktadır.

Bu ayrım, Suno davasının aktif husumetinin doğru kurulması bakımından belirleyicidir.

Plak şirketinin bir sanatçının master kayıtlarının fonogram yapımcısı olması, o şarkının söz ve bestesine ilişkin bütün mali hakların da şirkete ait olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde sanatçının sesi üzerindeki kişilik hakkı da plak şirketinin malvarlığının bir parçası değildir.

Bu nedenle davadan önce repertuvar üzerinde bir hak zinciri incelemesi yapılmalıdır. Her bir kayıt bakımından fonogram yapımcısının kim olduğu, söz ve beste haklarının kimde bulunduğu, icracı sanatçı sözleşmelerinin kapsamı, dijital kullanım ve umuma iletim yetkilerinin devredilip devredilmediği ayrı ayrı belirlenmelidir.

Türkiye’de açılacak iyi bir Suno davası yüz bin şarkılık bir katalogla başlamaz. Hak sahipliği tartışmasız olan sınırlı sayıdaki fonogramla başlar.


Model eğitimi FSEK bakımından hangi hakkı ihlal edebilir?

FSEK’in yapay zeka model eğitimini adıyla düzenleyen yürürlükte bir hükmü bugün için bulunmuyor. Ancak bu, model eğitiminin FSEK’in dışında kaldığı anlamına gelmez.

FSEK m.22 çoğaltma hakkını teknolojiden bağımsız ve oldukça geniş şekilde tanımlamaktadır. Bir eserin tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak herhangi bir yöntemle çoğaltılması hak sahibinin münhasır yetkisindedir. Kanun ayrıca eserin ses ve görüntü nakline yarayan araçlara kaydedilmesini de çoğaltma saymaktadır.

Fonogram yapımcısı açısından aynı sorun FSEK m.80’deki doğrudan ve dolaylı çoğaltma hakkı üzerinden ortaya çıkar.

Bir müzik kaydının model eğitimine hazırlanması sırasında dosyanın indirilmesi, sunucuya kaydedilmesi, veri kümesine aktarılması, teknik ön işleme tabi tutulması veya eğitim sırasında çeşitli ara kopyalarının oluşturulması somut olayın teknik özelliklerine göre çoğaltma hakkını gündeme getirebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:

“Model eğitildi, o halde mutlaka FSEK ihlal edilmiştir” demek yeterli değildir.

Mahkemenin önüne teknik fiil konulmalıdır.

Hangi fonogram nereden alınmıştır? Hangi sunucuya kaydedilmiştir? Eğitim veri kümesine girmiş midir? Hangi model sürümünde kullanılmıştır? Eğitim sonrasında model, korunan kayıt unsurlarını yeniden üretilebilir biçimde bünyesinde tutmakta mıdır?

Münih’teki GEMA kararının önemi de buradadır. Mahkeme soyut olarak “yapay zeka öğreniyorsa kopyalıyor” demedi; dava konusu eserlerin belirli model sürümlerinde yeniden üretilebilir biçimde bulunduğu sonucuna ulaşarak model içi ezberlemeyi hukuken değerlendirdi. Türk mahkemesinin aynı sonucu vereceğini şimdiden söylemek mümkün değildir. Ancak GEMA kararı, böyle bir iddianın artık yalnızca akademik bir tartışma olmadığını göstermektedir.


Suno’nun ABD’de kullanabileceği “adil kullanım” savunmasının Türkiye’de birebir karşılığı yok

ABD’deki davaların en önemli savunma alanlarından biri, model eğitiminin dönüştürücü bir kullanım olduğu ve adil kullanım (fair use) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddiasıdır.

Türk hukukunda ise Amerikan Copyright Act §107’ye benzeyen, mahkemeye genel ve açık uçlu bir adil kullanım testi veren düzenleme bulunmamaktadır.

FSEK’te eser sahibinin haklarına getirilen sınırlamalar belirli durumlar üzerinden düzenlenmiştir. Türk hukukunda yapay zeka modellerinin ticari amaçla eğitimi bakımından genel bir metin ve veri madenciliği istisnası da yürürlükte değildir. Türk doktrininde de mevcut FSEK sisteminde bu yönde özel bir istisnanın bulunmadığı ve ayrı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu belirtilmektedir.

Bu durum bir Türk plak şirketinin elini maddi hukuk bakımından güçlendirir.

Ancak tek başına davayı çözmez.

Çünkü Suno’ya karşı Türkiye’de açılacak bir davanın asıl zor meselesi, “adil kullanım”dan önce ülkesellik ve uygulanacak hukuk sorunudur.


En kritik mesele: Eğitim ABD’de yapılmışsa FSEK uygulanabilir mi?

Burada iddialı fakat hukuken hatalı bir kestirme yapılmamalıdır.

Suno’nun ABD’deki sunucularında gerçekleştirdiği her eğitim ve çoğaltma fiiline, sırf davayı Türkiye’de açtığımız için FSEK uygulanamaz.

5718 sayılı MÖHUK m.23 açık biçimde, fikri mülkiyet haklarının hangi ülkenin hukukuna göre korunması talep ediliyorsa o hukuka tabi olduğunu kabul etmektedir.

Dolayısıyla dava fiilleri birbirinden ayrılmalıdır.

Veri ABD’de elde edilmiş ve eğitim kopyası ABD’de oluşturulmuşsa, o fiil bakımından uygulanacak hukuk ayrıca belirlenmelidir. Buna karşılık Suno sisteminin Türkiye’de kullanıma sunulması, korunan bir fonogramın veya eserin model ya da çıktı seviyesinde Türkiye’de yeniden çoğaltılması, Türk kullanıcılarına iletilmesi veya Türkiye’de korunan hakkı ihlal eden sonuçlar doğurması ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirir.

Bu nedenle doğru dava teorisi:

“Suno ABD’de model eğitti, FSEK m.22’yi ihlal etti.”

kadar basit olmamalıdır.

Doğru soru şudur:

Suno’nun veri elde etme, eğitim, modelde tutma, çıktı üretme ve Türkiye’de hizmet sunma zincirindeki hangi fiiller bakımından hangi ülke hukukuna göre koruma talep edilmektedir?

GEMA kararının ilginç taraflarından biri de budur. Alman mahkemesi, ABD’deki eğitim kopyaları ile Almanya’daki model ve çıktı fiillerini birbirinden ayırmış, ABD’de gerçekleşen eğitim faaliyetini ABD hukuku bakımından ayrıca değerlendirmiştir. Bu yaklaşım Türk hukukuna doğrudan aktarılamaz; fakat milletlerarası unsurlu bir Suno dosyasının nasıl parçalanması gerektiğini göstermektedir.

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ise MÖHUK m.40 gereğince iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir. Haksız fiiller bakımından HMK m.16; fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer ile zarar görenin yerleşim yeri mahkemelerini yetkilendirmektedir. Bu nedenle Türkiye’de doğduğu ileri sürülen ihlal ve zarar bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi savunulabilir; ancak yabancı davalı Suno’nun bu konuda ciddi bir yetki ve uygulanacak hukuk itirazı geliştirmesi beklenmelidir.


Türkiye’de açılacak dava ne tür bir dava olmalı?

Plak şirketi açısından ben dosyayı salt bir “tazminat davası” olarak kurmazdım.

Davanın hukuki omurgası, fonogram yapımcısının bağlantılı haklarına tecavüzün tespiti, devam eden tecavüzün ref’i ve men’i, FSEK m.76 kapsamında bilgi ve belge ibrazı ile FSEK m.68 kapsamında mali talep şeklinde kurulmalıdır.

Görevli mahkeme, FSEK m.76’nın yaptığı atıf çerçevesinde Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir.

Somut olayın delil durumuna göre dava dilekçesinde talepler kabaca şu şekilde ayrıştırılabilir:

  1. Davacının belirlenen kayıtlar üzerinde FSEK m.80 kapsamında fonogram yapımcısı olduğunun ve bağlantılı haklarının bulunduğunun tespiti; davalının bu fonogramlara ilişkin izinsiz kullanımının tecavüz teşkil ettiğinin tespiti.
  2. FSEK m.66 ve m.69 kapsamında mevcut tecavüzün ortadan kaldırılması ile özellikle belirlenen fonogramların yeni model eğitimi, ince ayarı veya Türkiye’ye yönelik ihlal oluşturan çıktı üretiminde kullanılmasının men’i.
  3. FSEK m.76 kapsamında Suno’dan, dava konusu fonogramların hangi model sürümlerinde kullanıldığı, hangi kaynaktan temin edildiği ve bunlara ilişkin herhangi bir lisans bulunup bulunmadığına dair izin belgeleri, kullanım listeleri ve ilgili kayıtların ibrazının istenmesi.
  4. FSEK m.77 ve HMK m.389 kapsamında dava konusu fonogramlara ilişkin eğitim veri kayıtları, kaynak bilgileri, model sürümü kayıtları ve sair teknik kayıtların yargılama süresince silinmemesi veya değiştirilememesi yönünde ihtiyati tedbir.
  5. Geçmişte gerçekleşen izinsiz kullanımlar yönünden FSEK m.68 uyarınca, taraflar arasında lisans sözleşmesi yapılmış olsaydı istenebilecek bedel veya rayiç bedel esas alınarak kanundaki sınırlar içerisinde artırılmış bedel talebi.
  6. Şartları oluşmuşsa FSEK m.70 kapsamındaki zarar veya elde edilen kazancın verilmesine ilişkin taleplerin, FSEK m.68 ile mükerrer tahsil doğurmayacak şekilde terditli veya mahsup esaslı olarak ileri sürülmesi.

Bu talep yapısında özellikle iki nokta önemlidir.

Birincisi, ilk tedbir talebinin “Suno Türkiye’de tamamen kapatılsın” şeklinde kurulması doğru değildir. Böyle bir istem yaklaşık ispat ve ölçülülük bakımından gereksiz yere dosyayı zayıflatabilir.

İlk dosyanın konusu yirmi fonogramsa tedbir de mümkün olduğu ölçüde bu yirmi fonogramla bağlantılı olmalıdır.

İkincisi, FSEK m.68 ile men ve ref taleplerinin dönemsel olarak doğru ayrılması gerekir. Yargıtay uygulamasında m.68 kapsamında bedel ödenmesine karar verilmesinin geçmiş kullanım bakımından farazi sözleşme ilişkisi meydana getirdiği ve aynı kullanım için ref/men sonucunu etkileyebildiği kabul edilmektedir. Bu nedenle geçmiş ihlaller için m.68 bedeli ile gelecekteki ve devam eden yeni kullanımlar bakımından m.69’daki men talebini ayrı kurmak daha temizdir.


Davanın kilit hükmü FSEK m.76 olabilir

Bir Türk plak şirketinin karşılaşacağı ilk soru bellidir:

“Suno’nun gizli eğitim veri kümesinde benim kayıtlarımın bulunduğunu nasıl ispatlayacağım?”

Bu soru teorik değil. Büyük yapay zeka şirketlerinin eğitim veri kümeleri çoğu zaman dışarıdan erişilebilir değildir. Davacıdan baştan bütün teknik mimariyi bilmesini istemek, fiilen hak arama imkanını ortadan kaldırabilir.

Türk hukukunda bu noktada son derece önemli bir hüküm bulunmaktadır.

FSEK m.76’ya göre davacı, iddiasının doğruluğu konusunda mahkemede kuvvetli kanaat oluşturmaya yeter miktarda delil sunarsa mahkeme, korunan eser veya fonogramları kullanan taraftan gerekli izin ve yetki belgelerini veya yararlanılan eser ve fonogramların listelerini sunmasını isteyebilir. Belgelerin veya listelerin sunulamaması ise haksız kullanım konusunda kanuni karine yaratmaktadır.

Bu hüküm Amerikan hukukundaki keşif sistemi değildir. Öyle kullanılmamalıdır.

FSEK m.76, davacının hiçbir başlangıç delili sunmadan “Suno bütün katalogunu açıklasın” demesine imkan tanıyan sınırsız bir bilgi edinme mekanizması değildir. Önce davacı kendi yükünü yerine getirmelidir. Türk yargı uygulamasında da sınırlı sayıda tespit edilen kullanımdan hareketle bütün repertuvarın otomatik olarak ihlal edilmiş sayılmasına ihtiyatla yaklaşılmaktadır.

Dolayısıyla güçlü bir Suno dosyasının sıralaması şöyle olmalıdır:

önce başlangıç delili, sonra FSEK m.76.

Davacı şirkete ait 20 veya 30 fonogram üzerinde yapılan kontrollü deneyler sonucunda birkaç kuvvetli yeniden üretim örneği elde edilebiliyor; teknik bilirkişi bunların tesadüf, ortak müzik dili veya yalnızca “tarz benzerliği” ile açıklanamayacağı yönünde kanaat bildiriyor ve uluslararası yargılamalarda Suno’nun eğitim verisi teminine ilişkin kendi açıklamaları da dosyaya getirilebiliyorsa, m.76 talebi artık soyut bir balık avlama girişimi olmaktan çıkar.


Dava açılmadan önce yapılması gereken asıl işlem: delili sabitlemek

Suno gibi sürekli güncellenen bir yapay zeka sistemi hakkında bugün elde edilen bir çıktı, üç ay sonra aynı komutla yeniden üretilemeyebilir.

Model sürümü değişebilir. Filtreler değişebilir. Çıktı kaldırılabilir. Hesap kapatılabilir. Bir eser belirli bir model sürümünde ezberlenmişken sonraki sürümde aynı sonuç alınamayabilir.

Bu nedenle şirketin ilk hukuki hamlesi doğrudan esas dava olmayabilir.

HMK m.400 kapsamında delil tespiti, doğru dosyada davadan daha değerli hale gelebilir.

Ancak delil tespitinin de soyut şekilde “Suno’nun ihlal yapıp yapmadığı tespit edilsin” biçiminde istenmesi doğru değildir. İstanbul BAM uygulamasında, esas davada çözümlenecek soyut hukuki uyuşmazlığın delil tespiti adı altında önceden karara bağlatılmasına izin verilmediği görülmektedir. Kaybolma veya ileride ileri sürülmesi güçleşme tehlikesi bulunan somut delil gösterilmelidir.

Bu nedenle önce bir teknik test protokolü hazırlanmalıdır.

Davacı şirketin hak sahipliği tartışmasız kayıtlarından bir örneklem seçilir. Her testte kullanılan komut, tarih ve saat, Suno model sürümü, hesap bilgisi, çıktı dosyasının orijinali ve kriptografik özeti muhafaza edilir. Daha sonra orijinal fonogram ile çıktı; müzikoloji, ses mühendisliği ve gerektiğinde makine öğrenmesi alanında uzman bilirkişiler tarafından karşılaştırılır.

Burada yalnızca “iki şarkı birbirine benziyor” demek yeterli değildir.

Müziğin türü, armonik kalıpları veya genel hissi telif korumasını tek başına sağlamaz. Asıl aranması gereken, davacıya ait fonogramdan veya korunan eserden somut ve ayırt edilebilir unsurların yeniden üretilip üretilmediğidir.

Bu ayrım yapılmazsa dava kolaylıkla “sanatçı tarzının tekelleştirilmesi” tartışmasına sıkışabilir.

Bir başka pratik ayrıntı daha vardır. Suno’nun güncel kullanım şartları, fikri mülkiyet hakkı ihlali uyuşmazlıklarını tahkim tanımının dışında bırakmakla birlikte, tahkime tabi olmayan uyuşmazlıklar bakımından Massachusetts mahkemelerini öngören bir yetki şartı içeriyor.

Bu şartın, Suno ile hiçbir sözleşme ilişkisi bulunmayan bir fonogram yapımcısının kanundan doğan mutlak hak davasına uygulanıp uygulanamayacağı ayrı bir meseledir. Fakat delil toplamak amacıyla davacı şirket adına gelişigüzel Suno hesabı açılması, Suno’ya en azından sözleşmesel bir yetki itirazı geliştirme fırsatı verebilir.

Bu nedenle test hesabının kim tarafından, hangi sıfatla ve hangi koşullarla kullanılacağı bile dava öncesi stratejinin parçası olmalıdır.


Tazminat nasıl hesaplanmalı? Asıl ekonomik tartışma burada başlayacak

FSEK m.68, eseri, icrayı veya fonogramı gerekli yazılı izin olmaksızın çoğaltan veya diğer münhasır kullanım alanlarında kullanan kişiden, sözleşme yapılmış olsaydı ödenmesi gereken bedelin veya rayiç bedelin kanunda belirlenen ölçüde artırılmış olarak talep edilmesine imkan tanır.

Bir Suno davasında asıl mesele yalnızca maddenin uygulanıp uygulanmayacağı değil, rayiç bedelin ne olduğudur.

Burada Spotify dinlenme geliri veya sıradan dijital dağıtım lisansı esas alınmamalıdır.

Çünkü kullanım aynı değildir.

Varsayımsal sözleşmenin konusu şu olmalıdır:

Bir teknoloji şirketi, belirli büyüklükteki Türk müzik repertuvarını ticari bir üretken yapay zeka modelinin eğitimi, geliştirilmesi ve model performansının iyileştirilmesi amacıyla kullanmak için hak sahibinden lisans alsaydı ne kadar ödemesi gerekirdi?

Dolayısıyla bilirkişi hesabında katalogun büyüklüğü, fonogramların ticari değeri, kullanılan kayıt sayısı, kullanım süresi, modelin ekonomik ölçeği, kullanıcı ve abone sayısı, kayıtların tekrar tekrar eğitim süreçlerinde kullanılıp kullanılmadığı ve model çıktılarının mevcut lisans pazarına ikame etkisi gibi unsurların tartışılması gerekir.

İlginç biçimde, bugün TBMM’de komisyonda bulunan 2/3634 sayılı FSEK değişiklik teklifi de gelecekteki yapay zeka lisans tarifeleri için tam olarak bu tür ölçütleri öngörmektedir: kullanımın yoğunluğu, veri hacmi, modelin ticari yaygınlığı, hizmetin ekonomik ölçeği ve çıktının ekonomik değeri. Teklif henüz kanun değildir ve bugün açılacak davada hukuki dayanak olarak kullanılamaz; ancak tartışmanın Türkiye’de hangi yöne ilerlediğini göstermektedir.

FSEK m.68 ile m.70’in de üst üste konularak aynı zarar için mükerrer tahsil yaratmaması gerekir. Yargıtay, m.68 bedeli ile m.70 kapsamındaki taleplerin birlikte ileri sürüldüğü durumlarda aynı ekonomik menfaatin iki kez karşılanamayacağını kabul etmektedir. Bu nedenle parasal istemler terditli veya mahsup ilişkisi açık biçimde kurulmuş şekilde ileri sürülmelidir.


Sanatçının sesi taklit ediliyorsa plak şirketi davası tek başına yeterli olmayabilir

Suno uyuşmazlığının ikinci ayağı telif hukukundan bağımsızdır.

Bir sistem, plak şirketinin master kaydını doğrudan yeniden üretmeyebilir fakat belirli bir sanatçının sesini, vokal karakterini veya kişisel kimliğinin ayırt edici unsurlarını ticari olarak taklit edebilir.

Burada plak şirketinin FSEK m.80 hakkı ile sanatçının kişilik hakkını birbirine karıştırmamak gerekir.

Türkiye’de bu konuda şimdiden dikkat çekici bir karar bulunuyor.

Ankara BAM 20. Hukuk Dairesinin 22.05.2026 tarihli, 2026/1078 E., 2026/1119 K. sayılı kararında, tanınmış bir kişinin sesinin yapay zeka aracılığıyla işlenip ücret karşılığında istenilen cümlelerin o sesle söyletilebildiği bir uygulamaya ilişkin uyuşmazlık incelendi. Daire, talebin mevcut şekliyle FSEK’ten ziyade kişilik hakkı ve kişisel verilerin korunması hükümlerine dayandığını kabul ederek görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu yönündeki sonucu benimsedi. Karar esasa ilişkin bir “ses klonlama hukuka aykırıdır” kararı değildir; görev uyuşmazlığını çözmektedir.

Bu nedenle bir Türk sanatçının sesi Suno tarafından ayırt edilebilir biçimde taklit ediliyorsa ayrı bir hat:

TMK m.24-25, TBK m.58 ve somut işleme faaliyetine göre KVKK

üzerinden kurulabilir.

Plak şirketinin master kayıtlarına ilişkin FSEK davasıyla sanatçının kişilik hakkı davasını aynı şeymiş gibi sunmak yerine, iki hukuki koruma alanını bilinçli biçimde ayırmak daha sağlıklıdır.


Meclisteki teklif doğrudan bu problemi düzenlemeye çalışıyor

Türkiye bakımından tartışmayı daha da ilginç hale getiren husus, 2026 yılında TBMM’ye sunulan 2/3634 sayılı FSEK değişiklik teklifidir.

Teklif 5 Eylül 2026 itibarıyla halen komisyondadır ve yürürlükte değildir.

Önerilen 42/D maddesi, Türkiye’de kullanıma sunulan yapay zeka sistemlerinin eğitimi, geliştirilmesi, ince ayarı, test edilmesi, değerlendirilmesi, veri kümesi oluşturulması ve model iyileştirilmesi amacıyla eser, icra ve fonogramların çoğaltılması, işlenmesi, ayrıştırılması, veri madenciliğine tabi tutulması ve depolanmasını uygun bedel karşılığında lisansa tabi hale getirmeyi öngörmektedir. Teklif ayrıca belirli yapay zeka çıktılarının ticari kullanımı için de ayrı bir lisans sistemi tasarlamaktadır.

Bunun bugünkü dava açısından anlamı şudur:

Türkiye’de Suno’ya karşı dava açmak için teklifin kanunlaşmasını beklemek zorunlu değildir.

Bugünkü dava FSEK m.22, m.66, m.68, m.69, m.70, m.76, m.77 ve özellikle fonogram yapımcısı bakımından m.80 üzerinden kurulabilir.

Ancak teklif, yasama organının da yapay zeka eğitiminde eser ve fonogram kullanımını bağımsız bir lisans ve hak yönetimi problemi olarak gördüğünü göstermektedir.


Türkiye’de ilk Suno davası nasıl seçilmeli?

Kanaatimizce Türkiye’de emsal yaratabilecek ilk dava, sektörün tamamı adına açılmış devasa bir “Türk müziği Suno tarafından çalındı” davası olmamalıdır.

Bu iddia hukuken güçlü görünmekle birlikte ispat bakımından gereksiz bir yük yaratır.

Daha etkili dosya;

hak zinciri temiz, fonogram yapımcısı sıfatı tartışmasız, ticari değeri yüksek ve teknik olarak ayırt edilebilir 10 ila 20 master kayıt üzerinden kurulmalıdır.

Bu kayıtlar üzerinde kontrollü test yapılmalı, kuvvetli birkaç yeniden üretim örneği tespit edilmeli ve deliller değişmeden sabitlenmelidir.

Ardından mahkemeden Suno’nun bütün küresel eğitim veri kümesini açıklaması değil, dava konusu fonogramların hangi kaynaklardan elde edildiğine, hangi model sürümlerinde kullanıldığına ve bu kullanım için hangi lisansların bulunduğuna ilişkin FSEK m.76 kapsamındaki kayıtların ibrazı istenmelidir.

Böyle bir dosyada mesele artık varsayıma dayanmaz.

Davacı mahkemeye şunu söylemiş olur:

“Bu fonogramların hak sahibiyim. Bunları Suno’ya lisanslamadım. Sistem üzerinde yaptığımız kontrollü incelemelerde korunan kayıtlarla açıklanması gereken somut sonuçlar elde ettik. Davalı ise eğitim veri kümesini ve lisans zincirini bilen tek taraftır. FSEK m.76 uyarınca bu kayıtları açıklamasını, izinsiz kullanımın durdurulmasını ve geçmiş kullanımın lisans değerinin ödenmesini talep ediyoruz.”

Kanaatimizce Türkiye’de açılabilecek en ciddi Suno davasının hukuki çekirdeği tam olarak budur.


Sonuç: Sorun FSEK’in Suno’ya ulaşamaması değil, sınırların henüz mahkeme tarafından çizilmemiş olmasıdır

Türk hukukunda bugün “yapay zeka eğitim davası” adı verilen özel bir dava türü bulunmamaktadır.

Buna ihtiyaç da yoktur.

FSEK’in mevcut hükümleri, belirli şartlarda yapay zeka eğitiminde gerçekleştirilen çoğaltmayı, fonogram yapımcısının bağlantılı haklarını, izinsiz kullanımın durdurulmasını, lisans bedelini ve delil sunma yükünü yargısal incelemeye taşımaya elverişlidir.

Asıl belirsizlik başka yerdedir.

Bir modelin ne zaman fonogramı “kullandığı”, model içi ezberlemenin ne zaman çoğaltma sayılacağı, yurt dışında gerçekleştirilen eğitimin Türkiye’deki hukuki sonuçlarının nerede başlayacağı, çıktı ile eğitim verisi arasındaki bağın hangi delille kurulacağı ve yapay zeka eğitim lisansının rayiç değerinin nasıl hesaplanacağı henüz Türk içtihadında cevaplanmış değildir.

Bu nedenle Türkiye’de açılacak ilk ciddi Suno davası yalnızca bir plak şirketinin tazminat dosyası olmayacaktır.

Aynı zamanda Türk mahkemesini ilk kez şu soruyla karşı karşıya bırakacaktır:

Bir müzik kataloğunun ekonomik değeri, artık yalnızca insanların o müziği dinlemesinden mi doğar; yoksa o katalogdan öğrenerek yeni müzik üretebilen ticari bir yapay zeka modelinin oluşturulmasında kullanılmasının da ayrı bir lisans değeri var mıdır?

Kanaatimizce önümüzdeki dönemde Türk telif hukukunun yapay zeka bakımından vereceği en önemli cevaplardan biri bu olacaktır.

Bu çalışma, 5 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükteki Türk mevzuatı ile kamuya açık yabancı dava kayıtları ve kararlar esas alınarak hazırlanmıştır. Devam eden yabancı yargılamalardaki iddialar, aksi belirtilmedikçe kesinleşmiş maddi vakıa veya mahkeme tespiti olarak değerlendirilmemelidir.