İçeriğe geç
Ağustos 6, 2026 · Türkçe

Türkiye’de AB Yapay Zeka Tüzüğü: Beş Kritik Hukuki Eksiklik

Emsal Bir Yapay Zeka Mevzuatının Bulunmamasının Türk Hukukunda Yarattığı Doktrinsel Riskler

Av. Asutay Duhan Meydan
Meydan AI & Tech Law

Giriş

Türkiye’de AB Yapay Zeka Tüzüğü tartışması artık yalnızca karşılaştırmalı hukuk meselesi değildir. Bu tartışma, Türk hukuk sisteminin istihdam, kredi, sigorta, kamu hizmetleri, kişisel veriler, insan onuru ve adalete erişim üzerinde etkili olabilecek yapay zeka sistemlerine karşı yeterli önleyici güvencelere sahip olup olmadığı sorusunu doğrudan gündeme getirmektedir.

Türkiye’de yapay zeka alanında kapsamlı bir kanunun bulunmaması, yapay zeka sistemlerinin hukuk düzeninin tamamen dışında faaliyet gösterdiği anlamına gelmemektedir.

Somut olayın özelliklerine göre bir yapay zeka sisteminin geliştirilmesi veya kullanılması; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, tüketici hukuku, iş hukuku, fikri mülkiyet hukuku, ceza hukuku ve sektörel düzenlemeler kapsamında değerlendirilebilir.

Bu nedenle temel sorun, yapay zekaya uygulanabilecek hiçbir hukuk kuralının bulunmaması değildir. Asıl sorun, bir yapay zeka sistemi zarar doğurmadan önce devreye girerek sistemin tasarımını, geliştirilmesini, piyasaya sunulmasını ve kullanılmasını düzenleyen yatay ve bağlayıcı bir hukuki çerçevenin bulunmamasıdır.

Ağustos 2026 itibarıyla Türkiye’de AB Yapay Zeka Tüzüğü’ne eşdeğer kapsamlı bir kanun yürürlüğe girmemiştir. 24 Haziran 2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2/2234 esas numaralı Yapay Zeka Kanunu Teklifi halen komisyondadır. Teklif, yapay zeka sistemlerinin güvenli, etik ve adil kullanılmasını ve düzenleyici bir çerçevenin oluşturulmasını amaçlamakla birlikte henüz yürürlükte bulunan bir kanun niteliğinde değildir.

TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu da çalışmalarını tamamlayarak raporunu 26 Şubat 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sunmuştur. Ancak bir Meclis araştırma raporu, tek başına yapay zeka sağlayıcıları, sistemi kullanan kuruluşlar veya kamu makamları bakımından doğrudan uygulanabilir yükümlülükler doğurmamaktadır.

Avrupa Birliği bakımından ise hukuki çerçeve önemli ölçüde ilerlemiştir. 2024/1689 sayılı AB Yapay Zeka Tüzüğü 1 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girmiş ve genel olarak 2 Ağustos 2026 tarihinde uygulanmaya başlanmıştır. 27 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren AI Omnibus düzenlemesi, bazı uygulama tarihlerini değiştirmiş ancak Tüzüğün insan merkezli, güvenilir ve risk temelli yapısını korumuştur.

Yüksek riskli sistemlere ilişkin temel yükümlülüklerin uygulama tarihi, Ek III kapsamında yüksek riskli sayılan sistemler bakımından 2 Aralık 2027’ye, belirli ürünlerin güvenlik bileşeni niteliğindeki sistemler bakımından ise 2 Ağustos 2028’e ertelenmiştir.

Bu ertelemeler, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel yaklaşım farkını ortadan kaldırmamaktadır.

AB Yapay Zeka Tüzüğü, yapay zeka sistemlerinin zarar doğurmasını beklemeyen, önleyici bir yönetişim sistemi kurmaktadır. Hangi uygulamaların yasak olduğunu, hangi sistemlerin yüksek riskli sayıldığını, hangi belgelerin tutulacağını, hangi risklerin önceden değerlendirileceğini ve etkilenen kişilere hangi bilgilerin verileceğini belirlemektedir.

Türk hukuku ise mevcut durumda büyük ölçüde parçalı ve zarar sonrası işleyen mekanizmalara dayanmaktadır. Hukuk düzeni çoğu zaman kişisel veriler hukuka aykırı şekilde işlendikten, ayrımcı bir karar verildikten, bir kişinin görüntüsü manipüle edildikten veya yapay zeka destekli bir hizmet zarar doğurduktan sonra devreye girmektedir.

Türkiye’de AB Yapay Zeka Tüzüğü Neden Önemlidir?

Türkiye’de AB Yapay Zeka Tüzüğü düzeyinde bağlayıcı bir düzenlemenin bulunmaması, mevcut hukuki başvuru yolları ile yapay zeka sistemlerinin zarar doğurmadan önce denetlenmesi arasında yapısal bir boşluk yaratmaktadır.

Türk hukuku zarar ortaya çıktıktan sonra müdahale edebilmekte, ancak yasaklanan uygulamalar, yüksek riskli sistemler, şeffaflık yükümlülükleri ve etkilenen kişilerin hakları bakımından henüz bütüncül bir önleyici sistem sunmamaktadır.

Bu yapısal eksiklik özellikle beş alanda önemli hukuki riskler doğurmaktadır.

1. İstismar Edici Yapay Zeka Uygulamalarını Yasaklayan Genel Bir Düzenlemenin Bulunmaması

AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün 5. maddesi yalnızca zararlı sonuçları düzenlememektedir. Bazı yapay zeka uygulamalarını, uygulamaların doğrudan insan onuru, kişisel özerklik, eşitlik ve temel haklarla bağdaşmaması nedeniyle yasaklamaktadır.

Yasaklanan uygulamalar arasında insan davranışını bilinç dışı veya aldatıcı tekniklerle değiştiren sistemler, yaş veya engellilik gibi kırılganlıkları istismar eden sistemler, sosyal puanlama, yalnızca profillemeye dayalı suç riski tahmini, hedef gözetmeyen yüz görüntüsü taramaları ve işyerlerinde veya eğitim kurumlarında duygu çıkarımı yapan sistemler bulunmaktadır.

2026 tarihli AI Omnibus değişikliğiyle, kimliği belirli bir kişinin açık rızası olmadan gerçekçi mahrem görüntülerini üreten veya manipüle eden sistemler de yasaklanan uygulamalara eklenmiştir.

Türkiye bakımından örnek senaryo

Türkiye’de kullanıma sunulan bir yapay zeka uygulamasının, kullanıcıların gerçek bir kişiye ait sıradan bir fotoğrafı yükleyerek o kişiye ait gerçeğe yakın çıplak görüntüler üretmesine imkan verdiğini varsayalım.

Görüntüsü kullanılan kişi Türk Medeni Kanunu kapsamında kişilik haklarının korunmasını talep edebilir. Hukuka aykırı müdahalenin durdurulmasını, içeriğin kaldırılmasını ve zararının giderilmesini isteyebilir. Görüntünün kişisel veri niteliğinde olması halinde Kişisel Verilerin Korunması Kanunu da uygulanabilir. İçeriğin niteliğine ve paylaşılma biçimine göre ceza hukuku hükümleri de gündeme gelebilir.

Ancak bu başvuru yolları, daha önce cevaplandırılması gereken temel sorunu çözmemektedir:

Gerçeğe benzer ve rıza dışı mahrem içerikler üretme kapasitesi sistemin öngörülebilir ve tekrarlanabilir bir özelliğiyse, bu sistemin Türkiye piyasasına sunulmasına izin verilmeli midir?

Türk hukukunda böyle bir sistemin piyasaya sunulmasını veya işletilmesini doğrudan yasaklayan genel ve yapay zekaya özgü bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bunun sonucunda hukuki yük sistem sağlayıcısından zarar gören kişiye geçmektedir.

Zarar gören kişi sorumlu aktörü belirlemek, içeriğin kaynağını tespit etmek, delilleri korumak, hukuka aykırılığı ispatlamak, içeriğin kaldırılmasını sağlamak ve zararını ortaya koymak zorunda kalmaktadır. Bütün bu işlemler ise çoğunlukla zarar meydana geldikten sonra yapılmaktadır.

AB modeli yalnızca tekil içeriği değil, bu içeriği üreten sistemin tasarımını, kullanım amacını, öngörülebilir kötüye kullanım biçimlerini ve sağlayıcının aldığı teknik önlemleri de incelemektedir.

Zararlı bir görüntüyü düzenlemek ile aynı tür zararlı görüntüleri tekrar tekrar ve ölçeklenebilir biçimde üreten sistemi düzenlemek aynı şey değildir.

2. Yüksek Riskli Yapay Zeka Sistemleri İçin Zorunlu Güvencelerin Bulunmaması

İkinci temel eksiklik, yüksek riskli yapay zeka sistemlerine ilişkindir.

AB Yapay Zeka Tüzüğü, kişilerin istihdama, eğitime, krediye, sigortaya, sağlık hizmetlerine, kamu yardımlarına ve adalete erişimini önemli ölçüde etkileyen bazı sistemleri yüksek riskli kabul etmektedir.

Bu sistemlere örnek olarak iş başvurularını filtreleyen, çalışanların performansını değerlendiren, eğitim kurumlarına kabulü belirleyen, kredi değerliliğini ölçen, hayat veya sağlık sigortası primlerini hesaplayan ve kamu yardımlarına erişimi değerlendiren sistemler gösterilebilir.

Tüzüğün 8 ila 15. maddeleri, yüksek riskli sistemler için risk yönetimi, veri kalitesi, teknik dokümantasyon, kayıt tutma, insan gözetimi, doğruluk, dayanıklılık ve siber güvenlik yükümlülükleri getirmektedir.

Türkiye bakımından örnek senaryo

Türkiye’de faaliyet gösteren bir sigorta şirketinin hayat sigortası başvurularını değerlendirmek için yapay zeka sistemi kullandığını varsayalım.

Sistem; başvuru sahibinin yaşını, ikamet ettiği bölgeyi, mesleğini, tüketim alışkanlıklarını ve dolaylı olarak çıkarsanan sağlık risklerini analiz etmektedir.

Sistemin eğitim verilerinde belirli bölgelerde yaşayan veya belirli sosyoekonomik gruplara mensup kişiler hakkında tarihsel olarak daha fazla olumsuz sonuç bulunabilir.

Bunun sonucunda sistem başvuru sahibine yüksek risk puanı verebilir, yüksek sigorta primi teklif edebilir veya başvuruyu tamamen reddedebilir.

Başvuru sahibi Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, tüketici hukuku, sözleşme hukuku veya ayrımcılık yasağına ilişkin genel kurallara dayanabilir.

KVKK’nın 11. maddesi, kişinin verilerinin münhasıran otomatik sistemler aracılığıyla analiz edilmesi sonucunda kendisi aleyhine bir sonuç ortaya çıkmasına itiraz etme hakkı tanımaktadır.

Bununla birlikte aşağıdaki sorular cevapsız kalabilir:

Veri seti bölgesel veya sosyoekonomik ayrımcılık bakımından test edilmiş midir?

Model, Türkiye’deki kullanıcı grubu bakımından doğrulanmış mıdır?

Hata oranları ölçülmüş müdür?

Ayrımcı veya hatalı sonuçlar kayıt altına alınmış mıdır?

Bir insan görevli, sistemin kararını değiştirme veya dikkate almama yetkisine sahip midir?

Sistem kullanılmaya başlandıktan sonra veri değişimi ve performans kaybı izlenmekte midir?

Sorumlu aktör sistem geliştiricisi mi, yabancı sağlayıcı mı, yerel entegratör mü, yoksa sigorta şirketi midir?

KVKK, kişisel verilerin işlenmesinin hukuka uygunluğunu düzenlemektedir. Ancak tek başına bütün yüksek riskli yapay zeka sistemlerinin teknik kalitesini, performansını, kayıt sistemlerini, insan gözetimini ve siber güvenliğini kapsayan bütüncül bir ürün ve sistem denetimi oluşturmamaktadır.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu, yapay zeka sistemlerinde veri kalitesi, hesap verebilirlik, insan müdahalesi ve risk değerlendirmesi konularında tavsiyeler yayımlamıştır. Bununla birlikte bu tavsiyeler, AB Yapay Zeka Tüzüğü’nde bulunan bağlayıcı uygunluk ve denetim sistemine eşdeğer değildir.

Sorunun en önemli sonucu yargılama aşamasında ortaya çıkmaktadır.

Bir kişi, yapay zeka sisteminin ayrımcı veya hatalı bir karar verdiğinden şüphelenebilir. Ancak ilgili tarihte kullanılan model sürümüne, eğitim yöntemine, sistemi etkileyen değişkenlere, hata oranlarına, sistem kayıtlarına veya insan gözetimi kayıtlarına erişemeyebilir.

Zorunlu dokümantasyon ve kayıt tutma yükümlülükleri bulunmadığında, kişinin teorik olarak dava açma hakkı bulunmasına rağmen iddiasını ispatlamak için gerekli deliller sağlayıcının veya sistemi kullanan şirketin kontrolünde kalabilir.

Bu nedenle yüksek riskli sistemlere ilişkin özel kuralların bulunmaması yalnızca bir düzenleme eksikliği değil, aynı zamanda ciddi bir ispat sorunudur.

3. Kamu Kurumlarında Temel Haklar Etki Değerlendirmesi Yapılmaması

AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün 27. maddesi, belirli kamu kurumlarının ve kamu hizmeti sunan kuruluşların yüksek riskli bir yapay zeka sistemi kullanmadan önce temel haklar etki değerlendirmesi yapmasını zorunlu tutmaktadır.

Bu değerlendirmede sistemin hangi süreçte kullanılacağı, hangi kişi ve grupların etkileneceği, hangi zarar risklerinin ortaya çıkabileceği, insan gözetiminin nasıl sağlanacağı ve risklerin gerçekleşmesi halinde hangi tedbirlerin alınacağı belirlenmektedir.

Bu yükümlülük sıradan bir teknik satın alma incelemesinden daha geniştir.

Kamu kurumu yalnızca sistemin çalışıp çalışmadığını değil, sistem kullanımının eşitlik, insan onuru, özel hayat, kamu hizmetlerine erişim ve etkili başvuru hakkı ile uyumlu olup olmadığını da değerlendirmek zorundadır.

Türkiye bakımından örnek senaryo

Bir belediyenin sosyal yardım başvurularındaki muhtemel usulsüzlükleri tespit etmek amacıyla yapay zeka sistemi kullanmaya başladığını varsayalım.

Sistem hane bilgilerini, adres geçmişini, önceki başvuruları, tüketim verilerini ve aile yapısını inceleyerek başvuru sahiplerine risk puanı vermektedir.

Yüksek risk puanı alan kişilerin başvuruları ek incelemeye alınabilir, yardım ödemeleri geciktirilebilir veya mevcut yardımları askıya alınabilir.

Türk hukukunda etkilenen kişi nihai idari işleme karşı dava açabilir. Anayasa’nın 36. maddesi hak arama özgürlüğünü, 125. maddesi ise idarenin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu düzenlemektedir.

Ancak yargısal denetim sistem satın alındıktan, kuruma entegre edildikten ve kişiler hakkında kullanılmaya başlandıktan sonra gerçekleşmektedir.

Yapay zekaya özgü zorunlu bir etki değerlendirmesi bulunmadığında kamu kurumu şu konuları önceden belgelemek zorunda olmayabilir:

Yapay zeka kullanımının neden gerekli olduğu,

daha az müdahaleci bir yöntemin bulunup bulunmadığı,

hangi grupların orantısız şekilde etkilenebileceği,

kullanılan tarihsel verilerin ayrımcı kalıplar içerip içermediği,

yanlış sonuçların nasıl düzeltileceği,

insan görevlilerin sistem kararını değiştirme yetkisine sahip olup olmadığı,

kişilerin sistem kullanımı hakkında nasıl bilgilendirileceği,

itiraz ve şikayetlerin nasıl inceleneceği.

Bu eksiklik yargısal denetimin etkinliğini de zayıflatmaktadır.

İdare, sistemin kullanım amacı, sınırlılıkları ve riskleri hakkında önceden bir kayıt oluşturmamışsa mahkemenin ölçülülük, eşitlik ve takdir yetkisinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığını incelemesi güçleşebilir.

Ayrıca kamu kurumu özel bir teknoloji sağlayıcısına bağımlı olabilir. Kurum yalnızca nihai risk puanını görebilir, ancak bu puanın hangi teknik süreçle üretildiğini açıklayamayabilir.

Bu durumda kamu kurumu sağlayıcıyı, sağlayıcı kamu kurumunu, entegratör ise sözleşme hükümlerini sorumlu gösterebilir.

Temel haklar etki değerlendirmesi, sorumluluğun bu aktörler arasında kaybolmasını önleyen önleyici bir kayıt ve hesap verebilirlik mekanizmasıdır.

Türkiye’de kamu sektöründe kullanılan yüksek riskli yapay zeka sistemlerine uygulanabilecek eşdeğer ve genel bir yükümlülük bulunmamaktadır.

4. Deepfake ve Sentetik İçerikler İçin Şeffaflık Kurallarının Bulunmaması

AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün 50. maddesi, kişilerin yapay zeka sistemleri ve sentetik içerikler nedeniyle aldatılması riskini düzenlemektedir.

Doğrudan gerçek kişilerle etkileşim kuran yapay zeka sistemleri, kural olarak kişiye bir yapay zeka sistemiyle iletişim kurduğunu bildirmelidir.

Sentetik ses, görüntü, video veya metin üreten sistemlerin çıktıları makine tarafından okunabilir ve teknik olarak tespit edilebilir şekilde işaretlenmelidir.

Deepfake içerik kullanan kişi veya kuruluşlar, içeriğin yapay olarak üretildiğini veya değiştirildiğini açıklamalıdır. Kamuoyunu ilgilendiren konularda yayımlanan yapay zeka üretimi metinler için de belirli şeffaflık yükümlülükleri bulunmaktadır.

Türkiye bakımından örnek senaryo

Bir seçimden kısa süre önce, bir adayın gerçekte hiç söylemediği sözleri söylüyormuş gibi gösterildiği gerçekçi bir videonun yayımlandığını varsayalım.

Video anonim hesaplardan paylaşılabilir, farklı platformlara kopyalanabilir ve gerçekliği tespit edilmeden önce geniş bir kitleye ulaşabilir.

Türk hukukunda kişilik haklarının ihlali, kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi veya ceza hukuku kapsamında çeşitli başvuru yolları gündeme gelebilir.

Ancak temel sorun, içeriğin yapay olarak üretildiğinin hızlı ve güvenilir biçimde tespit edilmesidir.

Makine tarafından okunabilir bir kaynak işareti veya zorunlu açıklama bulunmadığında platformlar içeriğin sentetik kökenini belirlemekte zorlanabilir. Etkilenen kişi manipülasyonu ispatlamak için bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyabilir. İçerik farklı platformlarda yayılırken orijinal üretici tespit edilemeyebilir.

Aynı sorun yalnızca siyasi içeriklerde ortaya çıkmaz.

Bir şirket yöneticisinin sesini taklit eden sahte bir kayıt ödeme talimatı vermek için kullanılabilir.

Yapay zeka ile oluşturulan sahte bir doktor görüntüsü sağlığa zararlı bir ürünün reklamını yapabilir.

Bir müşteri, karşısında insan uzman bulunduğunu düşünerek bir sohbet botundan finansal veya hukuki tavsiye alabilir.

Sentetik bir görüntü veya ses kaydı mahkemeye delil olarak sunulabilir.

Türk hukuku bu eylemlerin hukuka aykırılığını inceleyebilir. Ancak yapay zeka ile üretilen içeriğin kaynağının teknik olarak tespit edilebilir kalmasını sağlayan genel bir yükümlülük bulunmamaktadır.

Mevcut hukuk, hangi içeriğin hukuka aykırı olduğunu belirleyebilir. Ancak içeriğin yapay olarak üretildiğinin teknik olarak belirlenebilir olmasını her durumda zorunlu kılmamaktadır.

Bu eksiklik yalnızca kişilik haklarını değil, dijital delillerin güvenilirliğini de etkilemektedir.

Sentetik içerikler daha gerçekçi hale geldikçe mahkemelerin yalnızca içeriğin doğru veya yanlış olduğunu değil, içeriğin kaynağını, bütünlüğünü ve değişiklik geçmişini de incelemesi gerekecektir.

5. Yapay Zekaya Özgü Bir Açıklama Hakkının Bulunmaması

AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün 86. maddesi, belirli yüksek riskli yapay zeka sistemlerinin çıktısına dayanan ve kişi üzerinde hukuki veya benzer ölçüde önemli sonuçlar doğuran kararlardan etkilenen kişilere açıklama hakkı tanımaktadır.

Etkilenen kişi, yapay zeka sisteminin karar verme sürecindeki rolü ve kararın temel unsurları hakkında açık ve anlamlı bir açıklama talep edebilir.

Türk hukukunda bu alanda önemli ancak daha dar bir koruma bulunmaktadır.

KVKK’nın 11. maddesi, kişinin verilerinin münhasıran otomatik sistemlerle analiz edilmesi sonucunda kendisi aleyhine bir sonuç ortaya çıkmasına itiraz etme hakkı tanımaktadır.

Hükümdeki “münhasıran otomatik sistemler” ifadesi kritik önem taşımaktadır.

Türkiye bakımından örnek senaryo

Bir işverenin binlerce iş başvurusunu sıralamak için yapay zeka sistemi kullandığını varsayalım.

Sistem özgeçmişleri, yazılı cevapları, video mülakatlarını ve çeşitli davranışsal göstergeleri inceleyerek her adaya puan vermektedir.

İnsan kaynakları çalışanı yalnızca en yüksek puan alan adayları incelemekte, diğer başvurular ise sistem puanına göre elenmektedir.

Başvurusu reddedilen aday açıklama istediğinde işveren, nihai kararın bir insan tarafından onaylandığını ve bu nedenle kararın tamamen otomatik olmadığını ileri sürebilir.

Teknoloji sağlayıcısı ise modelin puanlama yönteminin ticari sır olduğunu savunabilir.

Başvuru sahibi, başvurusunun hangi nedenle reddedildiği hakkında anlamlı bir bilgi alamayabilir.

Bu yalnızca şeffaflık sorunu değildir. Aynı zamanda adalete erişim sorunudur.

Başvuru sahibinin ayrımcılık, hukuka aykırı veri işleme veya başka bir hak ihlalini ileri sürebilmesi için kararın maddi temelini bilmesi gerekir.

Başvuru; yaş, cinsiyet, ikamet yeri, dil kullanımı, eğitim bilgisi, engellilik veya sistemin hatalı biçimde çıkarsadığı kişilik özelliklerinden etkilenmiş olabilir.

İnsan kaynakları çalışanının yapay zeka çıktısını bağımsız bir inceleme yapmadan onaylaması halinde süreçte şeklen bir insanın bulunması, kararın gerçekte insan tarafından verildiğini göstermeyebilir.

Türk hukukunda açıklamanın asgari içeriğini, açıklamayı verecek kişiyi, sistem kayıtlarının saklama süresini ve ticari sır ile etkili başvuru hakkı arasındaki dengeyi yapay zekaya özgü biçimde düzenleyen genel bir mekanizma bulunmamaktadır.

Bir kişi yapay zeka kullanıldığını, sistemin hangi rolü oynadığını ve sonucu hangi temel unsurların etkilediğini bilmeden karara etkili biçimde itiraz edemez.

Türkiye’de İki Farklı Yapay Zeka Koruma Seviyesi Ortaya Çıkabilir

AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün bulunmaması sınır ötesi bir hukuki farklılık da yaratmaktadır.

AB Yapay Zeka Tüzüğü, sağlayıcı Avrupa Birliği dışında kurulmuş olsa dahi sistemin Avrupa Birliği pazarına sunulması veya çıktısının Avrupa Birliği içinde kullanılması halinde belirli şartlarla uygulanabilmektedir.

Bu nedenle Türkiye merkezli bir teknoloji şirketi, Avrupa’daki müşterilerine hizmet sunarken AB Yapay Zeka Tüzüğü yükümlülüklerine tabi olabilir. Aynı sistem yalnızca Türkiye’de kullanıldığında ise eşdeğer yükümlülükler uygulanmayabilir.

Bunun sonucunda aynı hizmetin iki farklı sürümü ortaya çıkabilir:

Avrupa Birliği’ne sunulan sürümde risk yönetimi, teknik dokümantasyon, şeffaflık ve şikayet mekanizmaları bulunabilir.

Türkiye’de sunulan sürümde ise aynı güvenceler yer almayabilir.

Bu durum yalnızca şirketlerin uyum maliyetleri arasında fark yaratmaz. Yapay zeka sisteminden etkilenen kişilerin sahip olduğu hukuki koruma seviyesini de değiştirir.

Türkiye Nasıl Bir Yapay Zeka Düzenlemesi Yapmalıdır?

Türkiye’nin AB Yapay Zeka Tüzüğü’nün bütün hükümlerini kelimesi kelimesine iç hukukuna aktarması gerekli değildir.

Hazırlanacak bir Türk yapay zeka kanunu, Türk hukuk sisteminin kurumlarına, sorumluluk ilkelerine ve yargılama kurallarına uygun olmalıdır.

Bununla birlikte beş temel yapısal eksikliği gidermelidir.

İlk olarak, insan onuru ve temel haklarla açıkça bağdaşmayan belirli yapay zeka uygulamaları yasaklanmalıdır. Yasaklar yalnızca sistemi kötüye kullanan bireylere değil, ağır ve öngörülebilir zararlar doğurabilecek sistemleri yeterli güvenlik önlemleri almadan piyasaya sunan sağlayıcılara da yönelmelidir.

İkinci olarak, istihdam, kredi, sigorta, sağlık, eğitim, kamu hizmetleri ve yargı alanlarında kullanılan yüksek riskli sistemler risk yönetimi, veri kalitesi, kayıt tutma, insan gözetimi ve teknik dokümantasyon yükümlülüklerine tabi tutulmalıdır.

Üçüncü olarak, kamu kurumları yüksek riskli yapay zeka sistemlerini kullanmadan önce temel haklar etki değerlendirmesi hazırlamalıdır.

Dördüncü olarak, deepfake ve diğer sentetik içerikler için teknik kaynak, işaretleme ve açıklama yükümlülükleri getirilmelidir.

Beşinci olarak, yapay zeka destekli kararlardan önemli ölçüde etkilenen kişilere, yapay zeka kullanıldığını öğrenme ve kararın temel unsurları hakkında anlamlı açıklama alma hakkı tanınmalıdır.

Bu yükümlülükler mevcut hukuk alanlarının yerine geçmemelidir. Kişisel verilerin korunması hukuku, medeni hukuk, borçlar hukuku, tüketici hukuku, iş hukuku, fikri mülkiyet hukuku, idare hukuku ve ceza hukuku ile birlikte uygulanmalıdır.

Yeni düzenlemenin işlevi, bu hukuk alanlarını birbirine bağlamak ve yapay zeka sistemlerinin teknik kapalılık, ölçeklenebilir zarar, çok aktörlü sorumluluk ve delil eşitsizliği gibi özelliklerini düzenlemek olmalıdır.

Sonuç

Türkiye’de AB Yapay Zeka Tüzüğü ile eşdeğer bir düzenlemenin bulunmaması, yapay zekadan zarar gören kişilerin tamamen korumasız olduğu anlamına gelmemektedir.

Bir kişi, somut olayın özelliklerine göre kişisel verilerin korunması hukukuna, kişilik haklarına, sözleşmesel sorumluluğa, haksız fiil sorumluluğuna, tüketici hukukuna, iş hukukuna, fikri mülkiyet hukukuna, idare hukukuna veya ceza hukukuna dayanabilir.

Ancak mevcut hukuk düzeni çoğunlukla zarar meydana geldikten sonra devreye girmektedir.

Hangi yapay zeka uygulamalarının yasak olması gerektiğini, hangi sistemlerin kullanılmadan önce test edileceğini, hangi kayıtların tutulacağını, kamu kurumlarının hangi değerlendirmeleri yapacağını ve etkilenen kişilere hangi açıklamaların verileceğini bütüncül ve bağlayıcı biçimde düzenleyen bir sistem henüz bulunmamaktadır.

En önemli beş hukuki eksiklik şunlardır:

  1. Yasaklanan yapay zeka uygulamalarına ilişkin genel kuralların bulunmaması,
  2. Yüksek riskli sistemlere ilişkin zorunlu güvencelerin bulunmaması,
  3. Temel haklar etki değerlendirmesi yükümlülüğünün bulunmaması,
  4. Sentetik içeriklere ilişkin şeffaflık ve izlenebilirlik kurallarının bulunmaması,
  5. Yapay zekaya özgü açıklama hakkının bulunmaması.

Bu kurallar yalnızca teknik uyum yükümlülükleri değildir.

Yapay zeka sisteminden etkilenen bir kişinin sistemin kullanıldığını öğrenebilmesi, sorumlu aktörü belirleyebilmesi, gerekli delillere ulaşabilmesi ve haklarını etkili biçimde kullanabilmesi doğrudan bu kurallara bağlıdır.

Türkiye bakımından temel risk, mahkemelerin mevcut hukuku hiçbir şekilde uygulayamayacak olması değildir.

Asıl risk, hukuk düzeninin ancak zarar meydana geldikten sonra devreye girmesi ve sorumluluğun ispatlanması için gereken bilgi ve belgelerin sağlayıcının, sistemi kullanan şirketin veya kamu kurumunun kontrolünde kalmasıdır.

Yalnızca zararlı çıktıyı düzenleyen, ancak bu çıktıyı üreten sistemin tasarımını, piyasaya sunulmasını, kullanımını ve denetimini düzenlemeyen bir hukuk sistemi, yapay zeka çağında yapısal olarak eksik kalacaktır.