İçeriğe geç
Ağustos 2, 2026 · Türkçe

Türkiye’de Yapay Zeka Kaynaklı Uyuşmazlıklar Hangi Kanunlarla Çözülüyor?

Özel Bir Yapay Zeka Kanununun Yokluğunda Türk Hukuku, EU AI Act ve İtalya Modeli Üzerinden Bir Değerlendirme

Av. Asutay Duhan Meydan
Meydan AI & Tech Law

Yapay zeka sistemlerinin kredi başvurularını değerlendirmesi, işe alınacak kişileri seçmesi, sağlık hizmetlerinde karar desteği sunması, gerçek kişilere ait görüntü ve sesleri taklit etmesi veya telif hakkıyla korunan içeriklerle eğitilmesi, klasik hukuk kurallarının hazırlanırken öngörmediği yeni uyuşmazlık biçimleri yaratmaktadır.

Türkiye’de bu uyuşmazlıkları bütüncül şekilde düzenleyen, yapay zekaya özgü yatay ve kapsamlı bir kanun henüz yürürlükte değildir. 24 Haziran 2024 tarihli ve 2/2234 esas numaralı Yapay Zekâ Kanun Teklifi, Ağustos 2026 itibarıyla TBMM komisyonundadır.

Ancak bu durum, yapay zeka kaynaklı zararların hukuk düzeninin dışında kaldığı anlamına gelmez. Mevcut Türk hukuku; kişisel verilerin korunması, kişilik hakları, sözleşme sorumluluğu, haksız fiil, tüketici hukuku, fikrî mülkiyet, iş hukuku ve ceza hukuku hükümleri aracılığıyla bu uyuşmazlıkların önemli bir bölümünü karşılayabilecek durumdadır.

Asıl sorun uygulanabilir hüküm bulunmaması değil; hükümler arasında bağlantı kurulmasının güç olması, sorumluluğun sağlayıcı, kullanıcı, platform ve geliştirici arasında nasıl dağıtılacağının belirsizliği ve özellikle algoritmik sistemlerde kusur ile illiyet bağının ispatının mağdur bakımından son derece zorlaşmasıdır.

Yapay Zekâ Kanunu Bulunmaması Bir Hukuk Boşluğu Yaratır mı?

Özel hukuk ile ceza hukuku bu soruya farklı cevaplar verir.

Özel hukukta hâkim, Türk Medenî Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca öncelikle mevcut kanun hükümlerini uygular. Açık bir hüküm bulunmadığında örf ve âdet hukukundan yararlanabilir; bunun da bulunmaması hâlinde kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verebilir. Dolayısıyla yapay zekâya özgü bir hükmün bulunmaması, özel hukuk uyuşmazlığının çözümsüz bırakılmasını gerektirmez.

Ceza hukukunda ise durum daha katıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen kanunilik ilkesi gereğince, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmamış bir fiil cezalandırılamaz. Mevcut suç tipleri kıyas yoluyla genişletilerek yeni bir “yapay zekâ suçu” yaratılamaz.

Bu ayrım özellikle deepfake görüntüler, tamamen sentetik cinsel içerikler ve yapay zekâ tarafından üretilmiş sahte deliller bakımından önemlidir. Bir fiil kişilik hakkına saldırı oluşturduğu için özel hukukta engellenebilir ve tazminata konu olabilir; buna rağmen mevcut bir ceza normunun bütün unsurlarını karşılamadığı takdirde cezalandırılamayabilir.

Otomatik Kredi ve Sigorta Kararları

Bir bankanın müşterinin gelir bilgilerinin yanı sıra yaşadığı mahalleyi, tüketim alışkanlıklarını, sağlık verilerini veya çevrim içi davranışlarını analiz eden bir sistem kullandığını düşünelim. Sistem kredi başvurusunu reddetmekte, ancak banka kararın hangi verilere dayandığını açıklayamamaktadır.

Bu durumda ilk uygulanacak düzenleme 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’dur.

KVKK’nın 4. maddesi kişisel verilerin hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun, doğru, güncel, belirli ve meşru amaçlarla, işlendikleri amaçla bağlantılı ve ölçülü biçimde işlenmesini zorunlu kılar. Verilerin işlenmesi 5. ve gerektiğinde 6. maddede belirtilen hukuki şartlardan birine dayanmalıdır.

Kanunun 10. maddesi kapsamında ilgili kişiye veri işleme faaliyeti hakkında aydınlatma yapılması gerekir. Daha önemlisi, KVKK m.11/1-g, ilgili kişiye verilerinin münhasıran otomatik sistemlerle analiz edilmesi sonucunda aleyhine bir sonuç ortaya çıkmasına itiraz etme hakkı tanımaktadır. Hukuka aykırı işleme nedeniyle zarar meydana gelmişse zararın giderilmesi de talep edilebilir. KVKK’nın otomatik veya kısmen otomatik kişisel veri işleme faaliyetlerine uygulanması, Kurumun açıklamalarında da açıkça belirtilmektedir.

Kredi sözleşmesi veya hizmet ilişkisi mevcutsa Türk Borçlar Kanunu’nun 112. maddesindeki sözleşmeye aykırılık hükümleri; sözleşme bulunmasa dahi TBK m.49’daki haksız fiil sorumluluğu uygulanabilir. Yanlış veya hukuka aykırı algoritmik değerlendirme kişinin ticari itibarına, ekonomik geleceğine ya da kişilik haklarına zarar vermişse TBK m.58 kapsamında manevi tazminat da gündeme gelebilir.

Avrupa Birliği’nde bu tür sistemler yalnızca veri koruma hukuku üzerinden ele alınmamaktadır. EU AI Act; kredi değerliliğinin belirlenmesi, hayat ve sağlık sigortalarında risk değerlendirmesi ve temel kamu hizmetlerine erişimin belirlenmesi gibi alanlarda kullanılan bazı sistemleri yüksek riskli kabul etmektedir. Bu sistemlere risk yönetimi, teknik dokümantasyon, kayıt tutma, veri yönetişimi ve insan denetimi yükümlülükleri getirilmektedir. Bununla birlikte AI Act tek başına genel bir tazminat kanunu değildir; GDPR, tüketici hukuku ve ulusal sorumluluk hükümleri uygulanmaya devam eder.

Türkiye’deki eksiklik, algoritmik kararların hiçbir kurala tabi olmaması değil; kişinin kararın mantığına erişmesini, kararı anlamlı biçimde tartışmasını ve gerçek bir insan incelemesi talep etmesini sağlayacak usulî güvencelerin yeterince açık olmamasıdır.

İşe Alımda Algoritmik Ayrımcılık

Geçmişte ağırlıklı olarak erkek çalışanların işe alındığı verilerle eğitilen bir sistem, kadın adayların öz geçmişlerine sistematik biçimde daha düşük puan verebilir. Benzer biçimde yaş, engellilik, sağlık durumu veya ikamet edilen bölge dolaylı ayrımcılık ölçütüne dönüşebilir.

Türk hukukunda bu uyuşmazlıklar öncelikle Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, İş Kanunu’nun 5. maddesindeki eşit davranma borcu ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu kapsamında değerlendirilir.

Adayların öz geçmişleri, eğitim bilgileri, fotoğrafları, kişilik testleri veya video mülakatları yapay zekâ tarafından analiz ediliyorsa KVKK hükümleri de ayrıca uygulanır. Veri sorumlusu, yalnızca sistemin çıktısına dayanarak işlem yaptığını söyleyerek sorumluluktan kurtulamaz.

Ancak TCK m.122’deki nefret ve ayrımcılık suçu her algoritmik önyargıya uygulanamaz. Ceza sorumluluğu için kanunda aranan ayrımcılık saiki ve maddi hareketlerin somut olayda gerçekleşmesi gerekir. Hatalı bir veri seti veya denetlenmemiş bir model özel hukuk ya da iş hukuku sorumluluğu doğurabilirken, aynı fiil her zaman ceza suçu oluşturmayabilir.

EU AI Act, işe alım, aday seçimi, çalışanların performansının değerlendirilmesi, terfi ve işten çıkarma kararlarında kullanılan birçok AI sistemini yüksek riskli sistemler arasında değerlendirmektedir. Avrupa yaklaşımı, algoritmanın kullanılmasını yasaklamaktan çok, sistemin önceden değerlendirilmesini, denetlenmesini ve insan kontrolü altında tutulmasını amaçlamaktadır.

Deepfake ve Rıza Dışı Sentetik Görüntüler

Bir kişinin yüzünün yapay zekâ aracılığıyla cinsel içerikli bir görüntüye yerleştirildiğini ve bu içeriğin sosyal medyada yayıldığını düşünelim. Gerçekte böyle bir fotoğraf veya video hiç çekilmemiş olabilir.

Türk özel hukuku bakımından görüntünün gerçek veya sentetik olması kişilik hakkı ihlalinin varlığını ortadan kaldırmaz.

Türk Medenî Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca kişinin özel yaşamına, şerefine, itibarına, görüntüsüne veya cinsel kimlik alanına yönelik hukuka aykırı saldırılara karşı koruma talep edilebilir. TMK m.25 kapsamında saldırının önlenmesi, durdurulması, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekli hâllerde kararın yayımlanması istenebilir.

Zarar meydana gelmişse TBK m.49 ve 58 uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Kullanılan yüz görüntüsü, ses veya biyometrik unsurlar kişiyi belirlenebilir kılıyorsa KVKK hükümleri de uygulanır.

Ceza hukuku bakımından ise olayın niteliğine göre hakaret, tehdit, şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde yayılması suçları gündeme gelebilir.

Bununla birlikte tamamen sentetik bir görüntünün TCK m.134 kapsamında özel hayata ilişkin gerçek bir görüntü olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışmalıdır. Mevcut suç normları, gerçek bir görüntünün kaydedildiği veya yayımlandığı varsayımı üzerine kurulmuş olabilir. TCK m.2’deki kanunilik ilkesi nedeniyle bu hükümler sınırsız biçimde genişletilemez.

EU AI Act’in 50. maddesi, deepfake niteliğindeki görüntü, ses ve videolarda içeriğin yapay olarak üretildiğinin veya değiştirildiğinin açıklanmasına ilişkin şeffaflık yükümlülükleri getirmektedir. Ancak AI Act, deepfake üretimini tek başına bağımsız bir ceza suçu hâline getirmez.

İtalya bu noktada daha doğrudan bir yaklaşım benimsemiştir. 23 Eylül 2025 tarihli ve 132 sayılı İtalyan Yapay Zekâ Kanunu, EU AI Act ile uyumlu olarak uygulanmak üzere ulusal hükümler getirmiştir. Kanun, kullanıcıların korunması, mesleki kullanım, yargı, telif ve ceza hukuku alanlarında özel düzenlemeler içermektedir.

İtalyan düzenlemesi kapsamında AI ile sahteleştirilmiş veya değiştirilmiş görüntü, ses ya da videoların kişinin rızası dışında, aldatmaya elverişli şekilde yayılarak haksız zarara neden olması özel olarak cezalandırılmaktadır. İtalya’nın yaklaşımı, Türkiye’deki en belirgin ceza hukuku boşluklarından birini göstermektedir: Sentetik içeriğin gerçek bir kayda dayanmaması, mağdurun uğradığı zararı azaltmadığı hâlde mevcut suç tiplerinin uygulanmasını güçleştirebilir.

Ses Klonlama ve Yapay Zekâ Destekli Dolandırıcılık

Bir şirket yöneticisinin sesi klonlanarak muhasebe çalışanına acil para transferi talimatı verilmesi, yapay zekânın suçun konusu değil aracı olduğu klasik bir örnektir.

Türk hukukunda bu tür bir eylem TCK m.157’deki dolandırıcılık veya olayın özelliklerine göre TCK m.158’deki nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilir. Bilişim sistemlerine yetkisiz erişim gerçekleşmişse TCK m.243 ve devamındaki bilişim suçları; sahte belge oluşturulmuşsa resmî veya özel belgede sahtecilik hükümleri uygulanabilir.

Burada ceza sorumluluğu yapay zekâya değil, yapay zekâyı kullanarak hileli davranışı gerçekleştiren kişiye aittir.

Türk hukukunda suçun yapay zekâ aracılığıyla işlenmesi, bütün suçlar bakımından uygulanabilecek genel bir ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmemiştir. Ancak AI’nin mağdurun gerçeği ayırt etmesini olağanüstü ölçüde zorlaştırdığı, çok sayıda kişiyi hedeflemeyi mümkün kıldığı veya suçtan doğan zararı ağırlaştırdığı hâllerde, bunun cezanın belirlenmesinde nasıl dikkate alınacağı gelecekteki düzenlemelerde ayrıca ele alınabilir.

Yapay Zekânın Kişiler Hakkında Yanlış Bilgi Üretmesi

Bir sohbet robotunun gerçekte herhangi bir sabıkası bulunmayan doktor, avukat veya iş insanı hakkında suç işlediği yönünde yanlış bilgi ürettiğini düşünelim.

Bu durumda TMK m.24 ve 25 kapsamında kişilik hakkının korunması; TBK m.49 ve 58 kapsamında maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelir. Çıktının belirli bir gerçek kişi hakkındaki verilerin işlenmesine dayanması hâlinde KVKK’nın doğruluk ve güncellik ilkeleri de uygulanabilir.

Ancak sorumluluğun kime ait olduğu otomatik biçimde belirlenemez.

Somut olayda;

  • kullanıcının sisteme verdiği talimat,
  • model sağlayıcısının öngördüğü güvenlik tedbirleri,
  • sistemin aynı yanlış bilgiyi tekrarlayıp tekrarlamadığı,
  • sağlayıcıya bildirim yapılıp yapılmadığı,
  • bildirime rağmen içeriğin düzeltilip düzeltilmediği,
  • platformun içeriğin yayılmasındaki rolü,
  • zarar ile model çıktısı arasındaki illiyet bağı

birlikte değerlendirilmelidir.

Bu tür davalarda asıl güçlük, mağdurun modelin nasıl eğitildiğini, cevabın hangi verilere dayandığını ve hangi güvenlik sistemlerinin başarısız olduğunu bilememesidir. Bu nedenle algoritmik sorumluluk tartışmalarının merkezinde yalnızca maddi hukuk kuralları değil, delillere erişim ve ispat yükü de bulunmaktadır.

Eğitim Verileri ve Telif Hakkı

Telif hakkıyla korunan kitapların, makalelerin, fotoğrafların veya yazılımların izin alınmadan bir modelin eğitiminde kullanılması, yapay zekâ hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir.

Türk hukukunda konu öncelikle 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında değerlendirilir. Eser sahibinin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim hakları dikkate alınmalıdır. Eğitim sırasında eserlerin teknik olarak çoğaltılması, veri setine dâhil edilmesi veya çıktıda eserin ayırt edici unsurlarının yeniden üretilmesi farklı hukuki sorunlar doğurabilir.

İnternette erişilebilir olan her içerik serbestçe eğitim verisi olarak kullanılamaz. Buna karşılık bir eserin model eğitiminde kullanılmış olması da somut olayın koşulları incelenmeden otomatik olarak ihlal sonucunu doğurmaz. Erişimin hukuki kaynağı, lisans şartları, çoğaltmanın niteliği, veri madenciliği istisnaları, çıktının esere benzerliği ve ticari kullanım ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

AI tarafından üretilen eserlerin korunması bakımından FSEK’in insan merkezli eser sahipliği anlayışı önem taşır. Yapay zekânın bağımsız eser sahibi olarak kabul edilmesi mevcut sistemle bağdaşmaz. Buna karşılık insanın seçim, düzenleme, yeniden üretme, yönlendirme ve yaratıcı kontrolü yeterli seviyedeyse, ortaya çıkan bütünün insan fikrî emeğinin ürünü olarak korunması mümkün olabilir.

İtalya’nın 132/2025 sayılı Kanunu bu konuda insan katkısını açık biçimde öne çıkarmıştır. Yapay zekâ yardımıyla ortaya çıkarılan ürünlerin telif koruması, yazarın fikrî çalışmasının sonucu olmaları şartına bağlanmıştır. İtalyan düzenlemesinin telif bölümünde yapay zekâ yardımıyla oluşturulan eserlerin insan fikrî emeğine dayanması gerektiği açıkça ifade edilmektedir.

Hatalı Yapay Zekâ Sisteminin Bedensel Zarara Yol Açması

Bir hastanede kullanılan AI destekli teşhis sisteminin ciddi hastalık belirtilerini gözden kaçırması veya endüstriyel bir sistemin hatalı komut vererek işçinin yaralanmasına neden olması hâlinde birden fazla sorumluluk rejimi aynı anda uygulanabilir.

Türk Borçlar Kanunu bakımından TBK m.49’daki haksız fiil sorumluluğu, TBK m.112’deki sözleşmeye aykırılık, TBK m.66’daki adam çalıştıranın sorumluluğu ve koşullarına göre TBK m.71’deki tehlike sorumluluğu gündeme gelebilir.

Tüketici işlemlerinde 6502 sayılı Kanun’un ayıplı mal ve ayıplı hizmet hükümleri uygulanabilir. AI’nin fiziksel bir ürünün güvenlik bileşeni olması hâlinde 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu da önem kazanır.

Ancak yalnızca çevrim içi API veya bulut hizmeti şeklinde sunulan bağımsız yazılımın her durumda klasik anlamda “ürün” kabul edilip edilmeyeceği Türk hukukunda yeterince açık değildir.

Ölüm veya yaralanma meydana geldiğinde ceza sorumluluğu bakımından TCK m.85 ve 89’daki taksirle öldürme veya yaralama suçları tartışılabilir. Bunun için belirli bir gerçek kişinin özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin, sonucun öngörülebilir olduğunun ve davranış ile zarar arasında illiyet bağı bulunduğunun ortaya konulması gerekir.

Bir geliştirici, yönetici veya doktor yalnızca yapay zekâ sistemi hata yaptığı için otomatik olarak cezalandırılamaz. Ceza sorumluluğu kişinin kontrol alanı, bilgisi, özen yükümlülüğü ve kusuru üzerinden kurulmalıdır.

Meslek Mensuplarının Yapay Zekâ Kullanması

Bir avukatın müvekkile ait belgeleri açık bir üretken AI sistemine yüklemesi veya sistemin uydurduğu yargı kararlarını doğrulamadan dilekçeye eklemesi hâlinde, yapay zekâya özgü bir kanun bulunmasa dahi mevcut meslek kuralları uygulanır.

Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesindeki özen yükümlülüğü ve 36. maddesindeki sır saklama yükümlülüğü devam eder. Dosyada bulunan kişisel veriler bakımından KVKK’nın işleme, güvenlik ve yurt dışına aktarım hükümleri uygulanır. Müvekkil zarar görürse sözleşmesel sorumluluk ve disiplin sorumluluğu gündeme gelebilir.

Aynı esas doktor, mali müşavir, mühendis ve diğer meslek mensupları için de geçerlidir. Meslek mensubu, “çıktıyı yapay zekâ verdi” diyerek kendi kontrol ve doğrulama yükümlülüğünden kurtulamaz.

İtalya’nın 132/2025 sayılı Kanunu, mesleki faaliyetlerde AI kullanımının destekleyici nitelikte olması ve hizmetin merkezinde insanın fikrî emeğinin kalması yaklaşımını benimsemiştir. Aynı zamanda önemli AI kullanımları hakkında hizmet alan kişinin bilgilendirilmesini öngörmektedir. İtalyan Kanunu’nun temel yaklaşımı insan merkezli, şeffaf ve sorumlu kullanımdır.

Türkiye’de benzer bir düzenleme yapılacaksa her imla veya biçimlendirme aracının açıklanması yerine, kişisel verilerin sisteme aktarılması, mesleki görüş oluşturulması veya hizmetin esaslı bölümünün AI tarafından etkilenmesi gibi önemli kullanımlar esas alınmalıdır.

Yargıda Yapay Zekâ ve Sentetik Deliller

Yapay zekâ, dosyaların sınıflandırılması, anonimleştirme, içtihat araştırması ve süre takibinde önemli faydalar sağlayabilir. Bununla birlikte delillerin değerlendirilmesi, hukukun yorumlanması ve hükmün kurulması hâkime ait olmalıdır.

Türk hukukunda bu sonuç Anayasa’nın 36, 138 ve 141. maddeleri; hukuk yargılamasında HMK m.27, 199 ve 297; ceza yargılamasında CMK m.217 ve 230 üzerinden çıkarılabilir.

Ancak mahkemelerin AI kullanımını açıkça düzenleyen; kullanılan sistemin kayda alınmasını, taraflara bildirilmesini, sistemin hatalarının denetlenmesini ve algoritmik önerinin karar üzerindeki etkisinin açıklanmasını zorunlu tutan özel bir kanun hükmü bulunmamaktadır.

İtalya, yargısal faaliyette hukukun yorumlanması ve uygulanması, olayların ve delillerin değerlendirilmesi ile karar verme yetkisinin hâkime ait olduğunu açıkça düzenleyen bir yaklaşım benimsemiştir. Bu, yapay zekâyı yargıdan tamamen dışlamamakta; fakat sistemi hâkimin yerine geçen bir karar verici olmaktan çıkarıp yardımcı araç konumunda tutmaktadır.

Yapay zekâ ile üretilmiş sahte ses veya görüntünün mahkemeye gerçek delil olarak sunulması hâlinde ise özel belgede veya resmî belgede sahtecilik, iftira, suç uydurma ve dolandırıcılık hükümleri somut olaya göre uygulanabilir.

Yapay Zekânın Kendisi Ceza Sorumlusu Olabilir mi?

Türk hukukunda yapay zekâ ceza sorumluluğuna sahip bağımsız bir fail değildir.

TCK m.20’ye göre ceza sorumluluğu şahsidir. Ceza sorumluluğu, yapay zekâyı kullanan, sistemi yöneten, zararlı sonucu bilerek gerçekleştiren veya hukuken önleme yükümlülüğü bulunduğu hâlde sonucu engellemeyen gerçek kişiler üzerinden kurulacaktır.

Şirketler bakımından ise ceza yaptırımı yerine, kanunda açıkça öngörülen güvenlik tedbirleri ve idari yaptırımlar gündeme gelebilir.

Bir AI sisteminin zararlı sonuç doğurması tek başına geliştiricinin, sağlayıcının veya yöneticinin suçlu kabul edilmesi için yeterli değildir. Mevcut suç tipinin maddi ve manevi unsurları, kast veya taksir, kişinin sistem üzerindeki fiilî kontrolü ve zarar ile davranış arasındaki illiyet bağı ayrı ayrı ispatlanmalıdır.

Bu nedenle ceza hukukunda temel soru “yapay zekâ suçu işledi mi?” değil, “hangi gerçek kişi hangi yükümlülüğü ihlal ederek hangi suç tipinin gerçekleşmesine neden oldu?” sorusudur.

Avrupa Birliği ve İtalya Ne Yapıyor?

EU AI Act, esas itibarıyla piyasaya sunulacak veya kullanılacak AI sistemleri için önleyici ve risk temelli bir düzenleme kurmaktadır. Yasaklanan uygulamalar, yüksek riskli sistemler, genel amaçlı modeller, teknik dokümantasyon, şeffaflık ve insan denetimi gibi konuları düzenlemektedir. Ancak medeni hukuk, ceza hukuku, iş hukuku, veri koruma ve tüketici hukukunun yerini almamaktadır.

Dolayısıyla Avrupa’da da yapay zekâ uyuşmazlığı yalnızca AI Act’e bakılarak çözülmez. GDPR, Dijital Hizmetler Tüzüğü, ürün sorumluluğu mevzuatı, ulusal ceza kanunları ve özel hukuk hükümleri birlikte uygulanır.

İtalya’nın 23 Eylül 2025 tarihli ve 132 sayılı Kanunu ise EU AI Act’i ulusal hukuk sistemindeki belirli alanlarla tamamlamaktadır. Kanun 10 Ekim 2025’te yürürlüğe girmiş ve hükümlerinin EU AI Act’e uygun biçimde yorumlanması öngörülmüştür.

İtalya’nın yaklaşımındaki temel fark, genel risk düzenlemesinin ötesine geçerek yapay zekânın mesleklerde kullanılması, yargısal faaliyet, telif hakkı ve ceza hukuku gibi alanlarda ulusal kurallar koymasıdır.

Türkiye’nin İhtiyacı Yeni Bir Sorumluluk Sistemi mi?

Türkiye’de yapay zekâ kaynaklı uyuşmazlıkların önemli bir bölümü mevcut kanunlarla çözülebilir. Ancak çözüm, çoğu zaman KVKK, TMK, TBK, TCK, FSEK, İş Kanunu, tüketici hukuku ve sektörel mevzuatın birlikte yorumlanmasını gerektirir.

Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı mevcut hukuk sistemini tamamen ortadan kaldıran yeni bir sorumluluk rejimi değildir. Esas ihtiyaç, mevcut hükümleri yapay zekâ ilişkileri içinde birbirine bağlayan tamamlayıcı bir kanundur.

Bu düzenlemede özellikle şu konular açıklığa kavuşturulmalıdır:

  • AI sağlayıcısı, geliştirici, kullanan işletme, platform ve son kullanıcı arasındaki sorumluluk dağılımı;
  • yüksek riskli sistemlerde insan denetimi;
  • otomatik kararların gerekçelendirilmesi ve insan tarafından yeniden incelenmesi;
  • model kayıtlarına ve teknik belgelere erişim;
  • algoritmik zararlarda ispat yükünün paylaşılması;
  • eğitim verilerinin kaynağı ve hak sahiplerinin talepleri;
  • bağımsız yazılımın ürün sorumluluğundaki konumu;
  • rıza dışı ve zarar verici deepfake içerikler için açık ceza hükümleri;
  • yargıda ve mesleki faaliyetlerde AI kullanımının sınırları.

Sonuç

Türkiye’de yapay zekâya özgü kapsamlı bir kanunun bulunmaması, AI kaynaklı uyuşmazlıkların tamamen hukuksuz bir alanda gerçekleştiği anlamına gelmemektedir.

Otomatik kararlar KVKK ve borçlar hukuku; ayrımcılık iş ve eşitlik hukuku; deepfake içerikler kişilik hakları ve mevcut ceza hükümleri; eğitim verileri telif hukuku; hatalı ürün ve hizmetler tüketici ve sorumluluk hukuku; mesleki kullanım ise meslek kuralları ve özen yükümlülüğü üzerinden değerlendirilebilir.

Buna rağmen mevcut sistemin üç temel zayıflığı bulunmaktadır: parçalı düzenleme, belirsiz sorumluluk dağılımı ve ispat güçlüğü.

EU AI Act, zararın ortaya çıkmasını beklemeden sistemleri risk seviyesine göre denetleyen önleyici bir yapı kurmaktadır. İtalya ise bu yapıyı meslek, yargı, telif ve ceza hukuku alanlarında ulusal hükümlerle tamamlamaktadır.

Türkiye bakımından doğru yaklaşım, yabancı düzenlemelerin bütünüyle kopyalanması değildir. Türk hukukunun mevcut kurumları korunmalı; ancak bu kurumların yapay zekâ sistemlerine nasıl uygulanacağı, kimlerin hangi koşullarda sorumlu olacağı ve mağdurun hakkını hangi delillerle arayabileceği açıkça düzenlenmelidir.

Yapay zekâ hukukundaki asıl sorun, uygulanabilecek hiçbir kanunun bulunmaması değil; mevcut kanunların algoritmik karar, teknik kapalılık ve çok aktörlü sorumluluk ilişkileri karşısında tek başına yeterli açıklığı sağlayamamasıdır.